Konya
Hafif yağmur
9°
Aksaray
Kapalı
6°
Karaman
Hafif yağmur
4°
Ara

Asalet Üzerine Bir Hikâye

YAYINLAMA:

Asalet veya soyluluk, bazı kültürlerde toplumun ayrıcalıklı en üst katmanına mensup kişileri ifade eder. Doğuştan ya da hükümdar buyruğuyla bazı ayrıcalıklara sahip olan ve özel unvanlar taşıyan kimselere de asil denir. Asil olma durumuna da asalet veya soyluluk adı verilir. Pek çok toplumda soyluluk ebeveynlerden çocuklara, çoğu zaman da babadan oğula geçer. Ancak bu kavramın anlamı toplumdan topluma, hatta aynı toplum içinde dönemden döneme değişiklik gösterebilir. Bazı toplumlarda soylu sınıfı geniş yetkilere sahip olurken, bazılarında bu durum çok daha sembolik bir anlam taşır.

Bu konuyla ilgili anlatılan ibretlik bir hikâye vardır.

Günün birinde sultan, sarayın bahçesinde çalışan bahçıvanın yanına uğrar ve kendisine hediye edilen tayın durumunu sorar.

— Bahçıvan efendi, bizim tayın durumu nasıldır?

Bahçıvan düşünmeden cevap verir:

— Asluhû nesluhû (aslı neyse nesli de odur), sultanım.

Sultan merak eder:

— Nesi var ki?

Bahçıvan anlatır:

— Sultanım, asil bir tayın sırtına sinek veya böcek konduğunda bunları kuyruğuyla kovalar. Ancak sizin tay, adeta bir inek gibi kafasını çevirip ağzıyla sinekleri kovalamaya çalışıyor.

Sultan, bunun sebebini öğrenmek için tayı hediye eden kişiyi çağırır. Adam gerçeği anlatır:

— Sultanım, tay doğduktan kısa süre sonra annesi öldü. Biz de onu bir ineğe emzirttik. Muhtemelen bu yüzden böyle davranıyor.

Bunun üzerine sultan, bahçıvanın gözlemine hayran kalır ve emreder:

— Bahçıvana fazladan bir kap yemek verin.

Bir süre sonra sultana çok güzel bir hindi hediye edilir. Sultan yine bahçıvanın yanına gider ve hindinin durumunu sorar.

Bahçıvan yine aynı sözü söyler:

— Asluhû nesluhû, sultanım.

Sultan şaşırır:

— Bunun nesi var?

Bahçıvan şöyle açıklar:

— Sultanım, asil bir hindi ötmeden önce kabarır, ibiği masmavi olur ve sonra öter. Fakat sizin hindi kabarıyor, ibiği masmavi oluyor ama tam öteceği sırada kafasını suya sokuyor. Galiba bunun da soyunda bir karışıklık var.

Sultan yine işin aslını araştırır. Hindiyi getiren kişi anlatır:

— Sultanım, hindinin yumurtasını bir ördeğin altına koyduk. O da ördek yavrularıyla birlikte büyüdü.

Böylece meselenin sırrı anlaşılır. Sultan yine bahçıvanı ödüllendirir:

— Bahçıvana fazladan bir kap yemek verin.

Bir gün sultan bahçede dolaşırken bahçıvanı görür ve ona yaklaşır.

— Bahçıvan efendi, peki bende de bir sıkıntı var mı?

Bahçıvan aynı ifadeyi kullanır:

— Asluhû nesluhû, efendim.

Sultan bu cevap karşısında çok şaşırır ve doğruca yaşlı annesinin yanına gider.

— Anneciğim, bana kırılmayacağını biliyorum. Ama gerçeği öğrenmek istiyorum. Benim durumumda bir tuhaflık var mı?

Annesi mahcup bir şekilde anlatmaya başlar:

— Oğlum, babanla evlendiğimde o çok yaşlıydı ve çocuğu olmuyordu. Ben ise gençtim. Gençliğin verdiği bir hataya düştüm. Sen aslında konağın aşçısının oğlusun.

Gerçeği öğrenen sultan, bahçıvanı çağırır ve sorar:

— Ey olayların perde arkasını gören bilge insan! Tayın ve hindinin durumunu anladık ama benim durumumu nasıl bildin?

Bahçıvan sakin bir şekilde cevap verir:

— Sultanım, bunu anlamak zor değildi. Benim bildiğim sultanlar ödül verirken “Bir kese altın verin!” der. Siz ise “Bir kap fazla yemek verin!” diyorsunuz.

Gerçekten de sözler çoğu zaman yanıltıcı olabilir. Ancak davranışlar insanın karakterini ve görgüsünü ortaya koyar. Atalarımızın “Görgülü kuş gördüğünü işler” sözü boşuna söylenmemiştir. İnsan, içinde yetiştiği çevrenin izlerini taşır. Asalet kadar yetişilen çevre de önemlidir. 

Asalet yalnızca soyla veya unvanla açıklanabilecek bir özellik de değildir. İnsanın gerçek değeri, ortaya koyduğu davranışlarla anlaşılır. Makam, mevki, servet ya da unvanlar insanı geçici olarak yüceltebilir ancak karakter ve görgü olmadan bunların kalıcı bir anlamı yoktur. Bu nedenle toplumların gerçek anlamda yükselmesi, unvanlarla değil ahlakın, terbiyenin ve erdemli davranışların değer gördüğü bir anlayışın yerleşmesiyle mümkündür.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *