Konya
Açık
2°
Aksaray
Açık
-3°
Karaman
Açık
7°
Ara

Yanlış taş, balta

YAYINLAMA:

Yaşamımızın belli dönemlerinde yanlış kararlar alabiliyor, yanlış yerde durabiliyoruz.

Doğru bildiklerimiz yanlış, yanlışlarımız doğru çıkabiliyor.

Bu, insan olmanın en temel özelliklerinden biridir.

Ne olacağını asla ama asla kestiremezsiniz; bazen insan kendi kendine sorar: “Ben buraya nasıl geldim?”

Son gelişmelere gelin birlikte bakalım.

Hani bazı kanallarda sürekli gördüğümüz; spordan siyasete, dünya gündeminden stratejiye kadar her konuda fikir beyan eden isimler vardır ya…

Ben öyle biri değilim.

Stratejist değilim, küresel aklı yöneten masalarda da yokum.

Ama insanım.

Akıl ve beyin taşıyan, sorgulayan, merak eden, araştırabilen bir birey olarak son gündemi birlikte değerlendirmek istiyorum.

Trump’lı ve Netanyahu’lu bir dünya denkleminde, hafta sonları bile savaş çığırtkanlığının yapıldığı bir dönemden geçiyoruz.

Ne yazık ki bu hafta sonu da İran–İsrail–ABD savaş üçgeninin gölgesinde geçti.

Tüm dünya ise adeta bir seyirci rolünü üstlenmiş durumda.

Artık savaşlar öyle bir noktaya geldi ki, saatler içinde bir ülkenin en üst düzey yöneticilerinin yeri tespit edilebiliyor.

Bu ne demek?

Bilgi, istihbarat ve bilişim gücü artık savaşın en baskın unsuru hâline gelmiş durumda.

Ancak şu soruyu sormak gerekiyor:

İran, iki saatte ya da üç günde alınabilecek bir ülke mi?

Ben hiç sanmıyorum.

Geçmişi Pers ve Sasani devlet geleneğine dayanan bu coğrafya, savaşmayı, kuşatılmayı ve uzun süre direnç göstermeyi tarih boyunca öğrenmiştir.

Bu, romantik bir tarih okuması değil; devlet aklı, savunma refleksi ve krizlere karşı dayanıklılık açısından süreklilik gösteren bir gerçekliktir.

“3–5 günde biter” hesabıyla yola çıkanlar, bu coğrafyanın tarihini ve reflekslerini doğru okumuyor demektir.

İran, ABD ile tarih boyunca bu savaş ihtimalini hep hesapladı.

Onlarca ambargoya rağmen kendi imkânlarıyla hazırlık yaptı.

Kullandığı füzelerden, nereye ne gönderdiğinden bunu açıkça görmek mümkün.

Trump bu kararı yaklaşan seçimler öncesinde mi aldı?

Yoksa Epstein dosyalarının gündemi gölgelemesini mi hedefledi?

Ya da Netanyahu’nun etkisinde mi kaldı?

Bunu kongrede nasıl anlatacak, hep birlikte göreceğiz.

Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ve iki petrol gemisinin vurulmasıyla İran’dan stratejik bir hamle geldi.

Sigorta ve navlun bedellerinin yükseltilmesi amaçlandı.

Ancak bunun ne kadar sürdürülebilir olduğu tartışmalı.

Zira Hürmüz’ün uzun süre kapalı kalması, savaş ekonomisi açısından İran’ı da yıpratacaktır.

İran’ın bir diğer hamlesi ise ABD üslerini ve Suudi Arabistan’ın petrol altyapısını hedef almak oldu.

Bu noktada insan ister istemez soruyor:

Bu senaryoya önceden mi hazırlanıldı, yoksa can havliyle mi karşılık veriliyor?

Bunu net olarak anlamak zor.

Çünkü ilk günden itibaren yönetimin kilit noktalarında ciddi kayıplar yaşandı.

Trump ve Netanyahu baltayı yanlış taşa mı vurdu?

Üst yönetimi etkisiz hâle getirince, İran halkının sokaklara dökülüp rejimi değiştireceğini mi sandılar?

ABD, Irak’a Saddam sonrası “demokrasi” vaadiyle girmedi mi?

Ortadoğu’ya gelen demokrasi miydi, yoksa demokrasi vaadiyle bölgenin tam ortasına yerleşmek miydi?

Ukrayna–Rusya savaşında olduğu gibi, kısa sürede biteceği düşünülen bu çatışma uzun mu sürecek?

Lübnan’a sıçrayan savaş, Ortadoğu’nun geneline yayılır mı?

Rusya’nın sessizliği Ukrayna dosyasıyla açıklanabilir.

Peki Çin’in sessizliği bize ne anlatıyor?

Şunu ise baştan beri söylüyorum:

İktidarın yaptığı en doğru işlerden biri, savunma sanayine yapılan yatırımlardır.

Jeopolitik olarak bulunduğumuz coğrafya bir savaş çemberidir.

Ve bu çemberin içinde kimseye ama kimseye güvenemeyiz.

Bu günlük de bu kadar diyor ve sizleri sırrın sahibi rabbime emanet ediyorum.

Sağlıcakla kalın.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *