Konya
Açık
7°
Aksaray
Parçalı bulutlu
5°
Karaman
Parçalı az bulutlu
7°
Ara

Yalan

YAYINLAMA:

“Çamur at izi kalsın” deyiminde olduğu gibi birtakım sözler ve bilgiler yalan olduğu bilinip / bilinmeden, bunu dağıtan, yayan bir sistemin içine boca ediliyor. Sonrasında adına ne denirse densin, bu, birtakım kişiler tarafından bilerek ya da bilmeyerek paylaşılıyor. Sonuçta yalan bir tohum gibi ekiliyor. Gerçek ise er ya da geç ortaya çıkıyor ama yalana yetişmesi mümkün olmuyor. 

Eskiden bunlar kulaktan kulağa denilen bir oyun ile, eğlence amaçlı olarak çocuklar arasında oynanırdı. Şimdi bu devasa iletişim sistemi, sosyal medya aracılığı ile servis ediliyor. Birisi aklından geçeni yazıyor, sonra da bunu sosyal ağların olduğu havuza atıyor. Havuzda uygun bir atmosfer olduğunda bu sözler bir anda parlayarak devasa boyutlara ulaşabiliyor. Buna saçmalık asimetrisi (bullsht asymmetry principal) deniliyor. Yani bir taşı kuyuya atmak bir saniye iken çıkarması için çok daha fazla zaman ve çaba gerekiyor. Yani yalana inananların gerçekleri görmesini sağlamak nerede ise imkânsız oluyor. Nitekim tarihte de benzer yalanlar söylenmiş, sonradan onların denilen şekli ile olmadığı ispat edilse bile birtakım insanların beyninde eski haliyle kalmıştır. Böylece gerçek daha yerine oturmadan yalan dünyayı 3 defa dolaşmıştır. 

Bu konuyu bir tanıdığım ile bire bir yaşadım. Sohbetin bir yerinde, sohbet konusu Atatürk, şu konuyu Nutuk kitabında bizzat kendisi yazmış dedi. Allah Allah ben Nutuk’u okudum ama öyle bir ifade ile karşılaşmadım dedim. Ne yani yalan mı? dedi. Kusura bakma da yalan dedim, istersen sana kitabı vereyim, oku, kendin anla dedim. Ne okuyacağım, internette, videolarda var, öyle söylüyorlar dedi. Görüldüğü gibi herhangi bir konuda insanlar yalanı teyit etme, gerçekten var mı, diye düşünme yetisini bile yitirmiş durumda. Oysa insan olmanın ilk şartı, okumak, anlamak ve düşünmek (tefekkür) değil midir? İşte okunmaz ise anlaşılmaz, anlaşılmaz ise de yalan ve yanlış şeylere inanç başlar. Bu durum insanı ve insan topluluklarını gerçeklerden saptırır. Zaten kutsal kitabımız Kuran buna dikkat çekiyor ve oku ile başlıyor. 

Yıllar önce “Kulaktan Kulağa” isimli bir tiyatro izlemiştim. Lady Augusta Gregory (İrlandalı oyun yazarı) tarafından yazılan oyun, küçük bir olayın büyüyerek absürt bir komediye dönüşmesi, dedikodu, kötülüğünün vurgulanması ve finalde masumiyetin ortaya çıkmasını anlatıyordu. Gerçekten de tiyatro oyunu yanlış anlamaların komik sonuçlarını ve söylentinin nasıl kontrolsüzce yayıldığını göstermesi açısından, dedikodunun tehlikelerini ve saçmalıklarını anlatmaktaydı. 

Etrafınıza bakın, insanların yalana inanması çok kolay iken gerçeklerden olabildiğince kaçmasının arkasındaki nedenler ne olabilir? Yalanın tatlı olması, keyif vermesi buna karşılık gerçeklerin acı olması yanında insanı çalışmaya, gayrete sevk etmesi olabilir mi? Şüphesiz insan yapısı gereği kolaya, basite kaçmaya ancak en yüksek isteğe sahiptir. Bu durum yeri geldiğinde onun kendisini Allah yerine koymasına neden olmamış mıdır? Şeytanın cennetten kovulma nedeni bu değil midir? Bu nedenle şeytanlaşmış insanın, kendisi için yapamayacağı şey yoktur. İnsan ne zaman şeytanlaşır? Hiç kuşku yoktur ki menfaatleri elinden alındığında. Bunun için Hz. Mevlâna insanı anlama yöntemini her şeyi varken gösterdiği tavır, hiçbir şeyi yokken gösterdiği sabırdır der. Bu bakımdan insan toplulukları erdemi artırma bakımından medeniyetler meydana getirmiştir. İşte toplumsal ahlak ya da normlar bu nedenle geliştirilmiştir. Oysa günümüzde ekonomik sisteminde toplumsal normlar yerine kişisel çıkarlara dayalı sistemler geliştirilmiş, insan bencilleşmiştir. 

Sonuçta, yalan ve dedikodu sadece bireyleri değil toplumu da yanlışa saptırma gücüne ulaşmıştır. İnsan, okumaz, düşünmez ve sorgulamazsa kolayca yanılsamalara kapılır. Tarih ve tecrübe bize gösteriyor ki, gerçeklerin anlaşılması için bilinçli bir çaba gerekir, aksi takdirde yalan, doğruların birkaç adım önünde gider. Günümüzde sosyal medya ve hızlı iletişim çağında, sabırla anlama, araştırma ve tefekkür etme erdemini kaybetmemek, bireysel ve toplumsal sağlığımız için hayati önem taşır. Unutmamalıyız ki, gerçekler, eninde sonunda ortaya çıkar. Ancak onun için önce araştırmak, görmek ve anlamak gerekir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *