Gereksizlik
İnsan gerçekten neye ihtiyaç duyar? Bu soruya samimiyetle cevap verdiğimizde aslında yaşamın ne kadar sade olduğunu fark ederiz. Nefes almak, beslenmek ve neslin devamı gibi birkaç maddede temel ihtiyaçlarımızı listeleriz. İnsan hayatının temel gereksinimleri sadece bunlardan ibarettir. Geriye kalanların büyük bölümü ise ihtiyaç değil, ihtiyaç gibi hissettirilen gereksizliktir. İnsan hayatı bu kadar basitken onu karmaşık hale getiren şey nedir?
Sorunun cevabı, insanın kendisini doğanın bir parçası olarak görmeden uzaklaşmasında gizlidir. İnsan, doğaya hâkim olabileceğini düşündüğü anda, içindeki “ben” duygusu güç kazanır. Oysa bizim kültürümüzde ve inanç dünyamızda kaçınılması gereken en büyük tuzaklardan biri de bu “ben” duygusudur. Kutsal kitabımızda bile tevazu ön plandayken, insanın kendisini merkeze koyması ne kadar anlamlıdır?
Günlük konuşmalarımıza dikkat edelim. “Biz” yerine çoğu zaman “ben” deriz. Bu küçük gibi görünen dil tercihi bile zihniyet dönüşümünün göstergesidir. Zira ben merkezli düşünce yapısı insanı her şeyin hâkimi gibi hissettirir. Modern tüketim düzeni de tam olarak bu duyguyu besler. İnsan kendisini özel hissettikçe daha fazla tüketir, daha fazla tükettiği ölçüde sistemin istediği forma yaklaşır. Böylece sistem ona sürekli daha fazlasını önerir ve bunun içinde tahrik eder. Çok uzağa değil, etrafınıza bakın, sistem sizi sürekli daha fazlasına yönlendirmiyor mu?
Diğer taraftan insanın en zor yaptığı şeylerden birisi de kendisini haksız kabul etmektir. Çoğu zaman hatanın sorumluluğunu başkasına yükleriz. Hatta yanlış yaptığımızda bile “şeytana uydum” diyerek suçu dışsallaştırırız. Çünkü “ben” duygusu, insanın kendisiyle yüzleşmesini zorlaştırır. Hatada bile kendimizi değil başkalarını suçlarız.
Bir Ramazan ayına daha yaklaşırken aslında üzerinde düşünmemiz gereken mesele tam da budur. Ramazan, özüne dönme, sadeleşme ve arınma fırsatı sunar. Fakat ne yazık ki Ramazan ayı giderek lüks sofraların, aşırı tüketimin ve gösterişin öne çıktığı bir formata dönüşmektedir. Oysa bu ayın ruhu sadeliktir. İnsan basitleştikçe arınır, gereksiz yüklerinden kurtulur ve özüne yaklaşır.
Bugün tüketim alışkanlıklarımıza baktığımızda kutsallığın değil, tüketimin yön verdiği bir Ramazan anlayışının ortaya çıktığını görmek zor değildir. Alışveriş listeleri uzamakta, sofralar zenginleşmekte, fakat ruh hafiflememektedir. İşte bu noktada insan ister istemez şu soruyu kendisine soruyor: Biz gerçekten nereye gidiyoruz?
Aslında mesele yalnızca Ramazan değildir. Daha geniş bir açıdan bakıldığında düşünce dünyamızın, farkında olmadan manevi değerlerden çok tüketim kültürüne doğru evrildiği görülmektedir. Gerekli olan yerine gereksiz olanın öne çıkması, insanın iç huzurunu da zayıflatmaktadır. Çünkü insan ihtiyaçlarını artırdıkça değil, azalttıkça özgürleşir.
Belki de yeniden hatırlamamız gereken en basit gerçek şudur: İnsan hayatını zorlaştıran şeyler ihtiyaçlarının azlığı değil, gereksizlerinin çokluğudur. Belki de hayatın doğru yaşanmasında kurtuluş, eksiltmeyi öğrenmekten geçer. Ekonomide değer artışı, çoklukta değil, az olmadadır. Değerli olan az olandır.
Ramazan ayı insanı merkeze alması bakımından önemlidir. İnsan bunun farkındalığını öğrenmelidir. Buna uyulduğu ölçüde arınır, öze dönülür. Diğer boyutu ile sistemin istediği formata gider. Tercih elbette insanın kendisindedir.