Davos mu, Kaos mu ?
Farkında mısınız bilmiyorum ama teknoloji her yıl baş döndürücü bir hızla ilerlerken, gündem de aynı hızla akıp gidiyor. Artık meseleler aylarca konuşulmuyor; haftalar bile uzun geliyor. Günlük, hatta anlık gündemlerle yaşıyor, daha neyin ne olduğunu anlamadan başka bir tartışmanın içinde buluyoruz kendimizi.
Geçtiğimiz hafta Türk bayrağına yapılan hadsizlik ve küstahlık gündeme damga vurdu. Türk milletinin kırmızı çizgilerinden biridir bayrak. Vatan ve namus kavramlarının kutsallığı gibi, bayrak da yalnızca bir bez parçası değil; bir milletin onurunun ve varlığının temsilidir.
Dört kendini bilmez çapulcunun yaptığı bu laçkalık, basit bir saygısızlıktan ibaret değildir. Asıl soru şudur: Bu cüreti kim verdi? Bu süreci kim ya da kimler yönetti, destekledi? En üst perdeden gerekli cevap verildi mi? Bayrağımızı yere atmayı değil, ona el sürmeyi dahi düşünemeyecek kadar güçlü bir devlet olamamamız mı asıl problem?
Bugün biz neredeyiz? Sosyal medyada bayrak paylaşıp tepkimizi gösteriyoruz. Elbette bu doğal ve haklı bir refleks. Ancak sorun burada değil. Asıl mesele; bayrağımıza uzanan eli daha en baştan caydıracak bir güce sahip olabilmektir. Bunun yolu da bellidir: Çalışmak, üretmek ve kimseye muhtaç olmamak. Sanayide, tarımda, enerjide güçlü olmak zorundayız. Çünkü gücünüz ne kadarsa, sözünüz de o kadar geçer.
“Davos mu, kaos mu?” sorusunu sorduran da tam olarak budur. ABD Başkanı Trump’ın son dönemdeki agresif çıkışlarını anlamak gerçekten güç. Grönland meselesinde Danimarka ciddi bir endişe yaşarken, bu noktada Danimarka’ya ayrıca bir parantez açmak gerekiyor. Zira bugün egemenlik kaygısı yaşayan Danimarka, yıllar boyunca Türkiye söz konusu olduğunda aynı hassasiyeti göstermemiştir.
Bu noktada Danimarka’ya ve genel olarak Avrupa’ya açıkça bakmak gerekiyor. Yıllar boyunca PKK ve onun uzantıları, Avrupa’nın birçok ülkesinde “ifade özgürlüğü” ve “siyasi faaliyet” kılıfı altında rahatça at koşturdu. Danimarka merkezli yayın yapan Roj TV’nin uzun yıllar PKK propagandası yapmasına bilinçli şekilde göz yumuldu; hakkında verilen mahkeme kararları ya uygulanmadı ya da sürüncemede bırakıldı. Terör örgütlerinin paçavraları Avrupa meydanlarında serbestçe açılırken, Türkiye’nin güvenlik hassasiyetleri sistematik biçimde görmezden gelindi, hatta küçümsendi.
Bugün toprak bütünlüğü ve egemenlik üzerinden haklı kaygılar dile getirenlerin, dün Türkiye’nin terörle mücadelesini yok sayması tesadüf değildir. Avrupa için terör, ancak kendi canı yandığında terördür. Aynı Avrupa, terör örgütlerine alan açarken demokrasi ve insan hakları nutukları atmaktan da geri durmaz. Bu açık bir çifte standart, net bir ikiyüzlülüktür.
Gel gelelim ülkemizde olup bitenlere.
20 bin lira maaşla geçinmeye çalışan bir emekli için 2026 gerçekten zorlu bir maraton olacak. Tüm emeklilere kolaylıklar diliyorum. Bu coğrafyada “20 değil, 10 bin de maaş verseniz bir bildiği vardır” sözünü çok duyarız. Muhalefetin “asgari ücret kadar emekli maaşı verelim” demesi kulağa hoş geliyor; fakat bunun nasıl yapılacağını, nasıl sürdürülebileceğini akla ve mantığa uygun şekilde anlatabilselerdi, zaten iktidar olurlardı. Siyaset yalnızca eleştiriyle değil, çözümle yapılır. Yan yollar bulmak zorundasınız. Diyor sizleri sırrın sahibi rabbime emanet ediyorum.
Sağlıcakla kalın.