Birileri hep halleder
Bazen gün içinde çokça kendimizi şunları söylerken buluruz: “Tamam, ben hallederim”, “Onu ben çoktan hallettim.”
Bir şeylerin yükü değil belki ama sorumluluğu sanki üzerlerine bir kimlik gibi yapışmış. Bu cümle genelde bir çözüm aracı gibi duruyor fakat bunun bir alışkanlığa dönüştüğünü insan kaldıramadığında en iyi anlıyor sanırım. Çünkü genelde olay örgüsü burada başlıyor. Bu insanların sorun çözmedeki başarısı diğerlerinden fazla. Yani bu insanlar HALLEDER, diğerleri RAHAT EDER.
Bu halledebilme başarısı güç ile de hemşeridir aslında. Yani öyle olduğu varsayılır. Aslında seçilmiş ya da bahşedilmiş bir güçlülük değildir bu. Üzerlerine bırakılmış bir görevdir. O artık onların bir parçası olarak kimliklerinde yer alır. Ya da alın yazısı mı demeliyim?
Carl Jung’ın çok sevdiğim bir sözünde şunlar geçiyor: “İnsanlar kendilerinin taşıyamadığı yükleri başkaları taşıdığında onları güçlü sanır.”
Çünkü bence bu bir kaçış yolu ve kolaylıktır. Normalleşmiştir artık. Ve bilirsiniz normalleşen şeyler sorgulanmaz, sorgulanamayan şeyler de kalıcı hale gelir.
İlişkilerde, ailelerde, iş yerlerinde yani sosyolojik olarak her yerde bu böyledir. Bir kişinin bir şeye yetebiliyor olması demek diğer bütün insanların ellerini çekmesi ve rahat etmesi demektir. Belki kimse bunu bilinçli olarak yapmıyordur ve kuvvetle muhtemel kimse bunun yüke neden olacağını da düşünmez. Çünkü alışılmış bir düzlemdir bu. Çünkü bundan önce de böyleydi.
Sonuç olarak sorun olur, çözülür.
Problem çıkar, halledilir.
Ama günün sonunda insan kendine şu soruyu sorarken buluyor: “Peki ben bunu neden halletmek zorunda kaldım ki mesela?”