Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Temizel, Mesnevi’nin Türkçe tercüme ve şerhlerinin Balkanlardaki kültürel hafızanın şekillenmesinde oynadığı role dikkat çekti. Mevlevîhanelerin yalnızca dini merkezler değil, aynı zamanda Balkanlarda Türkçenin, edebiyatın ve sanatın yaşatıldığı kültür ocakları olduğunu vurguladı.

Temizel, 16. yüzyıldan itibaren Balkanlarda yapılan Mesnevi tercüme ve şerhlerinin Türkçenin kültürel belleğini güçlendirdiğini ifade etti. Prizrenli Şem’î Şem’ullâh’ın Mesnevi’nin altı cildini tam olarak Türkçeye tercüme eden ilk isim olduğunu hatırlatarak, Sudi-i Bosnavi, Abdullah-ı Bosnavi, Şabanzade Mehmed Efendi ve Abidin Paşa gibi isimlerin bu geleneği sürdürdüğünü belirtti.
Saraybosna, Mostar, Üsküp, Belgrad, Elbasan, Peja, Selanik ve Yenişehir gibi şehirlerde kurulan Mevlevihanelerin asırlar boyunca sadece dini değil, aynı zamanda kültürel, sanatsal ve edebi faaliyetlerin yürütüldüğü merkezler olarak hizmet verdiğini kaydetti. Bu tekkelerde musiki, hat, edebiyat, tercüme ve mesnevîhanlık faaliyetlerinin sürdüğünü, Mevlevihanelerin Türkçenin korunması ve aktarılmasında büyük rol oynadığını vurguladı.
Osmanlı’nın Balkanlar’dan çekilmesine rağmen Mevlevi geleneklerinin ve Mesnevi şerhlerinin bölgede yaşamaya devam ettiğini belirten Temizel, bu eserlerin bugün de Balkanlarda Türk kültürünün ortak hafızasının bir parçası olduğunu ifade etti.
Temizel, "Balkanlar’da Mevlâna’nın fikirleri ve Mesnevî geleneği, Türkçenin taşıyıcısı olarak kültürel kimliğin temel unsurlarından biridir." diyerek sözlerini tamamladı.

Türkçenin Öz Sesi ve Varlık Dergisi Üzerine Değerlendirme
Oturumda konuşan bir diğer isim, Prof. Dr. Ahmet Koçak, Cumhuriyet döneminde Türkçenin sadeleşmesi ve kültürel belleğin edebiyat üzerinden inşası konusuna dikkat çekti. Koçak, Yaşar Nabi Nayır’ın kurucusu olduğu Varlık dergisinin "öz Türkçe" ve "öz şiir" anlayışının yaygınlaşmasında öncü rol oynadığını ifade etti.
Prof. Dr. Koçak, "Yaşar Nabi Nayır ve Varlık dergisi, Türkçenin doğal sesini ve kendi kültürel köklerini bulmasına zemin hazırlamıştır. Öz şiir hareketi, yalnızca bir dil sadeleşmesi değil; kimliğin, aidiyetin ve estetiğin yeniden tanımlanmasıdır." dedi.
Koçak, dilin bir kimlik unsuru olarak Balkanlar’da da güçlü biçimde yaşatıldığını, edebiyatın Türk kültürünün taşıyıcısı olmaya devam ettiğini belirtti. “Varlık dergisi hala Türkçenin hafızasında yer eden en önemli edebiyat platformlarından biridir." diyen Koçak, bu mirasın gelecek kuşaklara aktarılmasının kültürel süreklilik açısından büyük önem taşıdığını vurguladı.

Girit’te Kimlik ve Uyumun İzleri
Oturumda konuşan Öğretim Görevlisi Tamer Kütükçü ise kökeninin Bulgaristan’a dayandığını belirterek, Romanya ve Girit dışında Balkan coğrafyasının kendi ailesiyle tarihsel bağlar taşıdığını söyledi. Girit üzerine yaptığı çalışmanın bu bağlamda "isabetli bir tercih" olduğunu ifade eden Kütükçü, Ahmet Yorulmaz’ın "Savaşın Çocukları" romanı üzerinden Girit’teki göç olgusunu değerlendirdi.
Kütükçü, romanın çocukluk döneminin Girit’ini sunduğunu ve bu dönemde kültürel uyumun en belirgin biçimde günlük yaşamda hissedildiğini söyledi. Eserdeki köyde hem cami hem de kilisenin bulunduğunu, imamla papazın sürekli diyalog hâlinde olduğunu belirterek, "Ahmet Yorulmaz, Girit’in çok kültürlü yapısını dini hoşgörü ve insani ilişkiler üzerinden anlatıyor. Dinin yaşamla kurduğu dostane bağ dikkat çekici." dedi.
Girit’teki uyumun simgesel bir biçimde kadınların başörtüsünde görüldüğünü vurgulayan Kütükçü, "Roman boyunca siyah ve beyaz başörtüler bir arada yer alıyor; bu, Girit’in kültürel uzlaşısının, farklılık içinde birliğinin sembolü" ifadelerini kullandı.
Kütükçü, Girit’in geçmişinde olduğu gibi günümüzde de çok kültürlü yaşama dair önemli dersler barındırdığını belirterek konuşmasını tamamladı.