Gezegen bilimi ve astrobiyoloji alanında son yıllarda yapılan çalışmalar, Dünya dışında olan yaşam arayışını soyut bir tartışma alanından arındırıp, ölçülebilir verilere dayanan bir araştırma alanına evrilmesini sağladı. Scientific American, New Scientist, Space.com gibi saygın popüler bilim yayınlarına göre, bazı gezegen ve uydularda direkt olarak yaşamın özü değil; ancak yaşamla uyum gösteren kimyasal ve fiziksel bulgular gittikçe daha net biçimde ortaya çıkıyor.

Mars’ta var olan su izleri ve organik moleküller
Scientific American’da aktarıldığı üzere Mars’ta bulunan en belirgin ve güçlü yaşam bulguları, gezegenin geçmişine ait. Yüzeyde tespit edilen eski nehir deltaları, göl yatakları ve kil mineralleri, Mars’ın milyarlarca yıl önce uzun süre sıvı su barındırdığını yansıtıyor.
Ek olarak da kaya örneklerinde saptanan karbon bazlı organik moleküller, gezegenin geçmişte mikrobiyal yaşam için elverişli koşullara sahip olabileceğyle ilgili uyumlu sonuçlar vermektedir. Ancak yayın, bu bulguların “geçmişte yaşanabilirlik” çemberinde olduğunu, doğrudan yaşam kanıtı olmadığını özellikle vurguluyor.

Europa ve Enceladus: Buzun altında yer alan okyanuslar
Jüpiter’in uydusu Europa ile Satürn’ün uydusu Enceladus, Güneş Sistemi’nde yaşam ihtimali çerçevesinde en güçlü adaylar arasında kendine yer buluyor. Her iki uydunun da buzla kaplı yüzeylerinin altında, kaya tabanla temas eden sıvı okyanuslar bulunuyor.
Enceladus’tan uzaya fışkıran su buharı bulutlarında hidrojen, karbon ve organik bileşiklerin saptanması, bu okyanuslarda kimyasal enerji kaynaklarının var olabileceğini gösteriyor. Bu durum, Dünya’daki derin deniz ekosistemleriyle benzerlik kurulmasına sebebiyet veriyor.

Venüs’te atmosferde açıklanamayan kimyasal izlerin bulgusu
New Scientist’ta ele alınan çalışmada Venüs; yüzey koşulları elverişliolmadığı halde, atmosferinden kaynaklı, yeniden gündeme geldi. Gezegenin üst bulut tabakalarında tespit edilen fosfin gazı, Dünya’da genellikle biyolojik süreçlerle bağlantılandırılan bir bileşik olarak biliniyor. Fakat yayın, fosfinin Venüs’teki kaynağının henüz net bir düzleme geçemediğini ve jeolojik ya da atmosferik süreçlerle de açıklanabileceğinin altını çiziyor.
Buradan hareketle Venüs, “yaşam bulundu” denilen bir gezegen değil; bilimsel olarak açıklanma gerekliliği arz eden sıra dışı bir kimyasal olgu olarak ele alınıyor.
K2-18b: Atmosferde yaşamla ilişkili olan gazlar
Güneş Sistemi dışında olan gezegenler arasında Live Science ve Scientific American’ın sıkça öne sürdüğü K2-18b, en temsil edici örneklerden biri. Bu gezegenin atmosferinde su buharı, metan ve karbondioksit gözlemlendi.
Son yıllarda yapılan analizlerde, Dünya’da çoğunlukla canlı organizmalar tarafından üretilen dimetil sülfürle uyumlu sinyaller olabileceği savunuldu. Ancak yayınlar, bu gazların biyolojik olmayan süreçlerle de oluşabileceğini özellikle belirtiyor ve bulguların henüz kesin yaşam kanıtı olarak kabul edilmediğini ifade ediyor.
Büyük tablo yaşam arayışının somutlaştığını gösteriyor
Bugün gezegen bilimi, artık sadece “evrende yalnız mıyız?” sorusunu yöneltmiyor. Oysa, hangi gezegenlerin veya uyduların yaşam için gerekli koşulları barındırdığını, bu koşulların ne kadar devamlılık sağladığını ve hangi kimyasal imzaların güvenilir olduğunu araştırıyor.
Bilim yayınlarına göre bu yaklaşım, Dünya dışı yaşam arayışını bilimsel olarak en sağlam konuma oturtan yöntem olarak görülüyor.