KALDIRILAN 163 VE FETÖŞ

Turgut Özal zamanında Türk Ceza Kanununun 163. Maddesi kaldırılınca, FETÖ kendisine açılan bu kapıdan balıklama atlayarak devletin içine yerleşmeye başladı. FETÖ  ve diğer siyasi dincilerin, tarikatların, cemaatların önünü kapayan 163. maddenin kaldırılması cemaatlara yaradı. Oysa 163. madde Türkiye’de yaşayan her inançtan, herkesin yasal tek güvencesiydi. 163. Maddenin yeri boş kaldı. İnançların ve laikliğin tek güvencesi; anayasanın uygulanmayan ve cezası da olmayan 24. maddesidir. Aynı dönemde kaçak Kuran kursu, yurt gibi yerler açanlara verilen ceza düşürülerek ( para cezasına çevrilen ceza 50 TL.) bu yasadışılık özendirilmiş oldu. Bir anımsatma yapmadan geçemiyeceğim. Son çıkarılan ve aydınlar tarafından çok eleştirilen Terörle Mücadele Yasası hem PKK’ya hem de FETÖ’ye büyük olanaklar verdi. Bu yasanın maddelerini merak edenler bilgi sunar sitelerinden inceleyebilirler.

 

1971 yılında Fetoş hakkında dava açıldı, 1973’de mahkeme Fetöş’ü mahkum etti ve cezası da onaylandı. Sonraki yıllarda da açılan ve verilen cezalar olduysa da, allem kallemle ve Rahşan affıyla paçayı kurtaran Fetöş Amerika’ya sığındı.

 

Bu kısa anımsatmadan sonra gelelim asıl konumuza. 2007’yılında yani 9 yıl öncesinde, Azerbaycan İlahiyatçılar Birliği Başkanı “Fethullah Gülen Müslüman değil” dedi ve arkasından çok ilginç açıklamalarda bulundu. Fethullah Gülen’in Azerbaycan’daki okullarının ve Samanyolu Televizyonu’nun kapatıldığını, FETÖ’nün uluslar arası bir terör örgütü olduğunu, 95 ülkede okullarının bulunduğunu, Fethullah Gülen’in arkasında CIA- ABD- AB- ADL örgütünün (Türkiye’yi Ermeni soykırımı ile suçlayan Yahudi örgüt)  ve oluk- oluk para akıtan para babalarının olduğunu, Fetöş’ün bunlara hizmet ettiğini açıkladı.  Ayrıca Fetöş’ün CIA ajanı ve Ortadoğu ülkelerinde GOP- BOP projesinin en büyük destekçisi ,propagandacısı olduğu da açıklanıyordu. Aynı günlerde Rusya, Saidi Nursi’nin Rusçaya çevrilmiş risalelerini yasaklamıştı. 16- Eylül- 2007 tarihli Aydınlık dergisi bu konuyu kapaktan tam sayfa olarak yayımladı. 25 Eylül 2007 günü Anadolu Manşet gazetesindeki köşemde “Türkiye’yi Bekleyen Maceralar” başlığıyla aynı konuyu yazarak, beklenen tehlikelerden söz ettim. O günlerede basın yayında ve sanal ortamlarda yüzlerce haber, binlerce yazı yazılarak FETÖ’ye dikkat çekildi. Bunları ciddiye alanlar oldu mu bilmiyorum.

 

163. Madde kaldırılmasaydı 15 Temmuz benzeri devlete ve halka yönelik çirkinlikler olmayacaktı. Anayasanın 24. Maddesi uygulansaydı ve aykırı davrananlara ceza öngörülseydi; Hizbullah, Selam- Tevhit, İBDA/C, ICCB, İslami Hareket, Müslüman Gençlik gibi oluşumlar ortaya çıkmayacaktı. Çıksalar bile, en azından Türkiye sınırları içinde pasif kalacaklardı.

 

Yıllardan beri 163. madde hep din karşıtı, dini inançları engelleyen, hatta düşünce ve inanç özgürlüğüne aykırı bir yasa maddesi olarak halka tanıtılmıştı. Oysaki bu yasa maddesi; Türkiye’de yaşayan her dinden, her inançtan kişilerin hem bu haklarını yasayla koruyor, hem de bütün kutsallıkların kötüye kullanılmalarını engelliyordu.

 

Bu maddenin neresi dine ya da inançlara engeldi? Engel, dine ve inançlara değil; dini kendileri için kullanıp oy toplayanlar, toplayacaklar içindi. Turgut Özal bu maddeyi kaldırmakla; hem halkın karşısında kahraman Müslüman oldu, hem de dini istediği şekilde siyasete alet edebilmenin yolunu açtı. Bildiğiniz gibi Turgut Özal ve ailesi “ehli tarikatında”ndır. Siyasilere oy getiren bu kapılar açılınca arkası geldi. Hemen her parti, her siyasetçi hem FETÖ desteğiyle oy aldı, hem de başta FETÖ olmak üzere Türkiye düşmanı siyasi dincileri bağırlarına bastılar. Bu işin lamı- cimi yok; her siyasetçi önce kendisini sonra partisini sorgulasın. FETÖ sayesinde partilere oylar akıp gelirken, siyasetçiler bu oyları iktidara çevirilerken Fetöş aslan- kaplandı. Şimdi de bildiğiniz gibi; keser döndü, sap döndü…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar