Perşembe Hadisi

Câbir radıyallahu anh’den rivayet olunduğuna göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem par­makları yalamayı, yemek tabağını silmeyi emretti ve:

“Sîzler, gerçekten bereketin han­gisinde olduğunu bilemezsiniz” buyurdu.

Müslim’in bir başka rivayeti şöyledir: Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Sizden birinizin lokması düş­tüğünde hemen onu alsın ve üzerine yapışanları temizleyip yesin, onu şeytana bırakmasın. Parmaklarını yalamadıkça da elini mendile silmesin. Çünkü o kimse, bereketin yemeğin neresinde olduğunu bilemez.”

Yine Müslim’e ait bir diğer rivâyet şöyledir:

Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır

“Şüphesiz şeytan sizden birini­zin her işinde hazır olur. Hatta yemeği esnasında bile yanında bulunur. Sizin birinizin lokması düşerse, üzerine yapışanları te­mizleyip yesin. Lokmasını şeytana bırakmasın.”

(Müslim, Eşribe 133-135.) Açıklamalar

Bizim dinimiz, mensuplarına her şeyin en iyisini, güzelini ve doğru olanını emreder. İslâm, maddî ve manevî temizliğe çok büyük önem verir. İsrafın hiç bir çeşidini hoş görmez, haram sayar.

Yemeğe başlamadan önce elleri güzelce yıkayıp temizlemeyi em­reden Peygamberimiz, yemekten sonra da ellerin tekrar yıkanarak temizlenmesini, sonra silinip kuru­lanmasını öğütler.

Kabul etmek gerekir ki, bütün insanlar kaşık ve çatal kullanarak yemek yemedikleri gibi, her zaman bu aletleri bulmak mümkün olma­
yabilir. Kaldı ki, nasıl bir temizlik yapıldığını veya ne ile temizlendiği­ni bilmediğimiz bir yerde, kaşık ve çatal kullanmak bizim için hiç de iç açıcı olmayabilir.

İşte dinimiz, her zaman her şe­yin olabileceğini düşünerek, çok çeşitli durumlara karşı bizi hazırlıklı bulunmaya çağırır ve her konunun elimizde olan tedbirlerini almaya bizleri teşvik eder. İnsan, kendin­den bir parça olan ve yüklendiği görevler sebebiyle dışarıyla en ilgili bulunan, el, yüz ve ayak gibi organlarının temizliğine daha bir özen göstermek zorunluluğu hisse­der. Dinimiz temizlikle ilgili emirle­rinde, özellikle abdest uzuvları de­diğimiz vücudumuzun bu organları üzerinde hassasiyetle durur. Güzelce temizlenmiş elleri ile ye­mek yemiş olan kişi, parmaklarını yalayarak ve aynı şekilde yemek yediği kabı, tabağı da güzelce sile­rek temizlemeyi ihmal etmez. Kaşık ve çatal gibi aletler kullandığımızda da aynı şekilde hareket ederek, ta­bağımızda ve bu aletlerde yemek artıkları bırakmamaya özen gösteri­riz. Bu husus bize dinimizin öğretti­ği prensiplerden, âdâb-ı muâşeret dediğimiz görgü kurallarından biridir. Böylece hem israf etmeyiz hem de berekete nâil oluruz. Bereket nimetin artması, bir hayrın gerçekleşmesini temenni etmenin yanında bir nimetten faydalan­mayı da ifade eder. Burada ise bereketle kastedilen, kendisiyle beslenilen, açlıktan insanı kurtaran ve Allah’a hakkıyla ibadet edebil­mek, çalışıp çabalamak ve elinin emeğiyle kazanabilmek için kişinin vücuduna güç ve kuvvet veren şeylerdir denilebilir. Berekete nâil olmak için, yemeğin hiç bir parça­sını telef etmemek gerekir. Yuka­rıdaki üç ayrı rivâyette bu noktaya özellikle dikkat çekildiğini görüyo­ruz. Bunun için:

Parmakların ve yemek tabağının güzelce temizlenmesi,

Şâyet lokma yere düşmüş ve herhangi bir şey bulaşmışsa te­mizlenerek yenmesi, bize tavsiye edilmektedir.

Yalanması istenen parmaklar, sağ elin baş parmağı, şehadet parmağı ve orta parmaktır. Diğer parmak­lar bunun dışındadır. Parmaklar, orta parmak, şehadet parmağı ve baş parmak sırasına göre yalanır. Çünkü Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’den böyle öğre­nilmiştir. Bundan anladığımız bir başka prensip de, şâyet elle ye­mek yenilirse elini tamamıyla veya bütün parmakları yemeğe sokarak değil, sağ elin anılan üç parmağı ile yemektir.

Hattâbî, (ö. 388/998) elle yemek yenilmesi ve parmakların yalanma­sı konusundaki düşüncelerini şöyle anlatır:

“İnsanlardan bazıları, parmakları yalamayı ayıplamışlardır. Bolluk ve refah onların aklını bozmuş, sürekli tokluk da onların tabiatını değiştirmiştir. Bunlar parmakların yalanmasını sevilmeyen iğrenç bir hal, çirkin bir durum olarak görür­ler. Onlar bilip anlamazlar mı ki, parmaklarındaki yemek artıkları da yediklerinin bir parçasıdır? Bundan sadece kibirli ve sünneti terkeden varlıklı zenginler kaçınırlar.”

Peygamberimiz, yemek yerken düşürülen lokma­nın da alınıp yenilmesini tavsiye etmişlerdir. Şâyet bu lokmaya toz toprak gibi bir şey yapışmışsa, onlardan temizlenerek yenir, temizlenmesi mümkün değilse, kedi, köpek gibi bir hayvana verilir; şeytana bırakılmaz. Şeytana bırakılmamasıyla kastedi­len Allah’ın ihsan ettiği nimetin zayi edilmesi, ona değer verilmemesi, nimetin hakir görülmesi, ahlâklı ve edepli tavır ve davranışlardan uzaklaşılmasıdır. Ayrıca bu, kibirlilik ve kendini müstağni görme, yani kimseye ve hiç bir şeye muh­taç olmadığına inanma halidir ki, bunların hepsi şeytanın vasıflarıdır. Müslümanın görevi, iyi bir müslü- man olmanın gereklerini yerine getirmek, İslâmî olmayan davra­nış biçimlerinden uzak durmaktır. Hayatımızın her safhasında bunları kendimize düstur edinmemiz, bizim müslümanlığımızın da derecesinin göstergesi sayılır. Sünnetin koydu­ğu kurallara riâyet edenler, daha seviyeli, Allah katında daha se­vimli müslüman olma şansını elde ederler.

Ellerin mendille veya bezle silin­mesi câizdir. Ancak bunun sünnete uygun şekli, ellerin güzelce temiz­lendikten, elde yemek kokusu ve bulaşığı kalmadıktan sonra silinme­sidir. Yoksa elin kirinin ve pisinin mendille temizlenmesi söz konusu değildir. Bizlerin, müslümanlar olarak, Anadolumuzun köylerinde bile gördüğümüz, yemekten sonra büyüklerin eline su dökerek ellerin yıkanması ve peşinden havlu tutarak silinme veya yemekler­den sonra sabunlanmış ıslak bez ve yanında kuru el bezi ile elleri
temizleme âdetimiz, bir sünnetin yerine getirilmesinden başka bir şey değildir. Böyle nice âdetlerimiz vardır ki, onun aslı bir hadîs-i şerîfe veya Peygamber Efendimiz’in bir sünnetine dayanır. Dolayısıyla, iyi ve güzel olan âdet ve gelenek­lerimizi unutup terketmeyi değil, yaşatıp yaygınlaştırmayı düşünme­miz daha doğru olur. Bir toplumun, modernleşme adına birtakım insânî ve İslâmî değerlerini terketmesi, uygun bir yol kabul edilemez. Çünkü içtimâî değerler, örf, âdet ve gelenekler, bir millet ve bir toplum için asırların tecrübe birikimidir. Onların uygun olmayanları, yanlış görülenleri zaman içinde bünye­den ayıklanır. Fakat bir başka top­lumun inanç ve yaşantısını, aslında mahiyeti kesin olarak bilinmeyen ve bazı toplumbilimciler tarafından bir sosyal hastalık kabul edilen modernleşme adına terkederek, kendi doğru inanç, düşünce ve geleneklerimizden uzaklaşmamız, bizi kimliksiz ve kişiliksiz bir sürü haline getirir. Onun için sünnetleri ve bu çerçevede geliştirdiğimiz örf ve âdetlerimizi bilip uygulamak bizleri fert ve toplum olarak güçlü ve seçkin kılar.

Hadisten Öğrendiklerimiz

  1. Bereket maksadıyla, yemek ye­nilen elin parmaklarını yalamak ve yemek kabını güzelce temizlemek müstehaptır.
  2. Yere düşen lokmayı temizleye­rek yemek, şeytana bırakmamak, İslâm’ın yemek âdâbındandır. Bu da müstehaptır.
  3. Şeytanlar yiyip içerler, daima mü’minlere musallat olmaya çalışır­lar. Bu sebeple onlara karşı uyanık olmalı, hile ve desiselerine gelin- memelidir.
  4. Eller temizlendikten sonra, men­dille silinebilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.