HAYIRLI CUMALAR

                                   وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُ ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ فَإِذَا الَّذِي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَأَنَّهُ وَلِيٌّ حَمِيمٌ     

وَمَا يُلَقَّاهَا إِلَّا الَّذِينَ صَبَرُوا وَمَا يُلَقَّاهَا إِلَّا ذُو حَظٍّ عَظِيمٍ 

“İyilikle kötülük aynı değildir. Kötülüğü en iyi bir davranışla önle. O zaman aranızda düşmanlık bulunan kimsenin candan bir dost olduğunu göreceksin. Bu mükemmel davranışı, ancak sabredenler gösterebilir. Bu mertebeye ancak olgunluktan büyük payı olanlar erişebilir.” (Fussılet sûresi (41), 34-35)

İyilikle kötülük elbette bir değildir. İyi bir davranış, tatlı bir söz insanları birbirine yaklaştırıp kaynaştırır. Kötü bir hareket, kaba bir söz ise insanları birbirine düşman eder. Hatta kendi aralarında mukayese edildiği zaman iyilikler, iyi huylar birbirinin aynı olmadığı gibi, kötülükler ve kötü huylar da birbirinin aynı değildir. Şüphesiz iyiliklerin en güzeli, insanları Allah yoluna davet etmek, kötülüklerin en kötüsü de Allah yoluna davet eden kimseye karşı çıkıp ona hakaret etmektir. Yaptığı hizmetin kıymeti bilinmeyen, üstelik bir de hakarete uğrayan kimsenin yapacağı en güzel davranış, sabra sığınmak, hatta elinden geliyorsa kötülüğe iyilikle karşı koymaktır. Zira kötülüğe iyilikle karşı koymak, kötülüğe sabretmekten daha üstün bir davranış biçimidir. Cahilce davranışlara kızanlar, kendilerine saldıranlara aynı şekilde karşı koyanlar, görüşlerini benimsetmek istedikleri kimseleri büsbütün kaybederler.

Kötülükleri iyi huylarla önlemek mümkündür. Kızanlara sabrederek, cahilce hareket edenlere yumuşak huylu davranarak, fenalık yapanları affederek kötülüklerle savaşılabilir. Şüphesiz bu üstün mertebeye ancak ruh olgunluğuna sahip kimseler erişebilir.

Bu ayeti anlayabilmek için, Mekke'deki o atmosferi iyice tasavvur etmek gerekir. Allah, elçisine ve onun vasıtasıyla mü'minlere sözkonusu tavsiyeleri yaptığında mevcut durum şu şekilde idi: İslâm düşmanları, Hz. Peygamber'e (s.a) ve müslümanlara karşı her türlü şiddete başvuruyor ve insanî, ahlâkî ve vicdanî tüm kural ve sınırları bir yana iterek zulmediyorlardı. Ayrıca Hz. Peygamber'i (s.a) ve müslümanları mağlup edebilmek için, her türlü yalan, iftira ve hileyi kullanıyorlardı. Bir ordu gibi çullanarak, müslümanların kalblerinde şüphe meydana getirmek için her yola başvuruyor ve onlara türlü eziyetleri reva görüyorlardı. Tebliğ etmenin tüm yollarının kapandığı böylesine zor ve müşkil bir durumda Allah, elçisine çözüm olarak şu tavsiyelerde bulunmuştur.

   a) "İyilik ve kötülük bir olmaz." Yani kötülük şimdi size çok güçlü gözüküyor ve sizler de kendinizi çok zayıf hissediyorsunuz fakat, kötülüğün tabiatı icabı zayıf ve çökmeye mahkum olduğunu bilmelisiniz. Çünkü insan, fıtratı icabı, kötülüğü sevmez ve ondan nefret eder. Kötülüğe sadece hizmet edenler değil, bayraktarlığını yapanlar bile, haksız olduklarını ve sizlere zulmettiklerini bilmektedirler ama inatlarından ve çıkarları söz konusu olduğundan, sizlere karşı ısrarla direnmektedirler. Gerçekten de iyilik ve doğruluk, "kalpleri fetheden" kendi başına bir güçtür. İyilik ve kötülük açık bir surette savaşa giriştiğinde ve her ikisi de tüm yanlarıyla ortaya çıktığında, ancak çok az insan iyiliği takdir etmeyerek, kötülükten nefret etmez.

     b) "Kötülüğe iyilikle, hatta daha fazlasıyla karşılık verin" Yani size kötülük yapan bir kimseyi affetmeniz bir iyiliktir. Fakat size kötülük yapan bir kimseye, karşılık verme imkanı bulmanıza rağmen, iyilik yapmanız ise, bir ihsandır. Bu davranışınızın sonucunda, size en aşırı kötülüğü yapan kimseler bile sizinle dost oluverirler. Çünkü bu, insanın fıtratında vardır. Size söven birine cevap vermediğinizde iyilik yapmış olursunuz ama dua ederseniz şayet, en kötü insan dahi utanır ve ağzını kapatır. Size zarar vermek isteyen birine karşı sabırlı davranırsanız, o daha da cesaret alarak küstahlağını artıracaktır. Ama o şahıs bir tehlike ile karşı karşıya kaldığında, onu kurtarırsanız, muhakkak surette sizin esiriniz olur.

     Gerçi bu şekilde davranmak çok tehlikelidir ve tatbik etmek de o derece güçtür. Dolayısıyla insanın küçük bir azme, sınırsız bir sabra ve nefsi üzerinde güçlü bir hakimiyete sahip olması gerekir. Geçici olmak kaydıyla bir kimse kötülüğe karşı iyilikle cevap verir ama hiçbir ahlâkî sınır tanımayan hile ve desiseden çekinmeyen, aynı zamanda iktidar sarhoşluğu içinde olan kötülüğe karşı, yıllarca iyilikle cevap vermesi ve sabırlı davranması mümkün değildir. Bu işi ancak hakkın muzaffer olması uğruna soğukkanlı davranan, nefsini kesin bir hakimiyetle akıl ve şuurunun altına almış ve içinde hiçbir kötülüğün nüfuz edemeyeceği derecede iyiliğin kök saldığı bir ruha sahip olan kişi başarabilir.

       Böylesine önemli özellikleri, ancak yüksek meziyetlere haiz olan insanların taşıması fıtratın bir kanunudur. Bu özelliklere haiz olan kimseleri, hiçbir şey hedefine ulaşmaktan alıkoyamaz. Düşük seviyeli ve hilekar insanların, onları yenilgiye uğratabilmeleri mümkün değildir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.