Mizaha tasavvufla dokunmak: Nasreddin Hoca

Ünü hudutlarımız dışına taşan büyük değerlerimizden biri, hiç şüphesiz Nasreddin Hoca’dır. O, asırlarca Türk zekâsının ve esprisinin büyük üstadı olarak, edebiyat ve mizah tarihimizde derin izler bırakmıştır

Mizaha tasavvufla dokunmak: Nasreddin Hoca

Gülen güldüren, düşünen düşündüren öğretici (didaktik) fıkraları ile birçok insanın tanıdığı Nasreddin Hoca, çok eskiden Sivrihisar’da müftülük yapmış Hasan Efendi adlı kişinin yazdığı esere göre, 1208 veya 1209 yılında Eskişehir’in Sivrihisar kazasına bağlı Hortu Köyü’nde doğmuştur. Babası köyün imamı olup, adı Abdullah Efendi’dir. Nasreddin Hoca da babasından sonra aynı vazifede bulunmuştur. 1237 veya 1238 yılında yerini Mehmed adlı kişiye bırakarak Seyyid Mahmud Hayrani’den ilim öğrenmek için Akşehir’e taşınmıştır. Rivayetlere göre Nasreddin Hoca, Pirebi ve Hoca Cihan’ın medrese arkadaşıdır. Hoca Ahmed Fakih’den ders ve feyz almışlardır.

TASAVVUFİ YÖNÜ BULUNAN BİR ŞAHSİYET

Nasreddin Hoca, şeyh veya bir şeyhin halifeliğini yapan bir mutasavvıf değilse de en azından bir müntesip olarak tasavvufi yönü bulunan bir şahsiyettir. Fıkraları dikkatle incelendiğinde bu hususta ipuçları bulunacaktır. Mevlana’nın kendisine büyük bir saygı beslediği mutasavvıf Seyyid Mahmud Hayrani (v. 1268) ile yine dönemin tanınmış âlim ve ariflerinden olan Seyyid Hacı İbrahim’den ders okumuş olması sebebiyle Hoca’nın tasavvufi bir yönünün olduğunu söyleyebiliriz. Fakat bu tasavvufi yön, tekkesi ve müntesipleri olan bir şeyhlik mertebesinde değildir.

FIKRALARINDA MUTASAVVIF ÖRNEKLERİ

İmam olarak görev yaptığı dönemde kendisine sorulan sorulara İslam’ın ruhuna uygun, akılcı ve muhatabın anlayacağı bir şekilde cevap verir. Uyuz olan keçisini, kara sakız ile tedavi etmesi öğütlenen bir köylü bu söze inanmayıp keçisini getirerek, “Nefesin keskindir bir okuyuver hocam” demesi üzerine “Nefesim keskindir amma, kara sakızsız fayda etmez. Ben nefes edeyim, zararı yok. Sen de biraz kara sakız alıp keçiye sür” cevabını vererek, köylüyü kırmadan meseleyi usulüne uygun olarak halleder. Komşusu olan bir hanım, kızının her gün kendisiyle tartıştığını bu nedenle Hoca’nın, kızına bir nefes etmesini veya bir muska yazmasını ister. Bunun üzerine Hoca, “Biliyorsun komşucuğum, artık yaşlandım. Muskamın da, nefesimin de gücü kalmadı. İyisi mi sen ona bir koca bul. O ona muska da yazar, nefes de eder. Bir de çocuğu oldu mu işi başından aşar. Böylece mum gibi yumuşak, melek kadar sakin bir hale gelir” diyerek, bu işin muska ve nefes işi olmadığını gösterir. Konakladığı bir handa tavandaki ağaçların çürüyüp dökülmekte olduğunu görür. Hancıya, bir usta çağırıp tavanı yeniletmesi gerektiğini söyler. “Hoca sen bilmiyor musun ki her mahluk kendi dilince Allah’ı zikreder” diye işi geçiştiren hancıya “Biliyorum da ondan korkuyorum ya zaten. Ya zikrederken coşar, cezbelenir de secdeye kapanırlarsa!” cevabıyla tedbir ve tevekkülün nasıl olması gerektiğini göstermiş olur.

KERAMETLERİ VEFATINDAN SONRA GERÇEKLEŞİR

Ne var ki “Şeyh uçmasa da müridi uçurur” derler. Hatırası efsaneleşmiş bir halk kahramanıdır Hoca. Halk havsalasında ulu bir din büyüğü hüviyetine ulaşmıştır. Hoca’nın, hayatında gösteremediği keramet, vefatından sonra gerçekleşir. 1284 yılında vefat eden Hoca’nın cenazesi yıkanır ve kefenlenir. Cenaze namazı kılınıp mezarlığa götürülürken, koşarak gelen birisi: “Ey ahali! Nasreddin ölmemiş. Şimdi minarede gördüm, salâ veriyordu” der. Cemaat, cenazeyi olduğu yere bırakarak minareye yönelir. Fakat minarede kimse yoktur. Tekrar cenazenin bulunduğu yere döndüklerinde, cenaze yoktur. Görürler ki cenaze kendi kendine mezarlığa gitmiştir.  Bir diğer kerameti ise şöyledir: Hoca’nın vefatından iki yüz yıl sonra bir cuma günü, Hoca’nın türbedarı tam cuma namazı başlayacağı sırada koşarak Akşehir Ulu Camii’ne gelir ve yüksek sesle¸ “Ey cemaat! Biraz önce türbeyi kilitleyeceğim sırada Hoca Nasreddin bana göründü ‘Çabuk Ulu Cami’ye koş, bütün cemaati buraya çağır. Şayet gelmeyen olursa, canına kıyarım’ dedi” der. Halk önce türbedara inanmak istemez. Fakat türbedar ısrar ederek “Şimdi Nasreddin Hoca türbede sizi bekliyor, durmayın!” deyince camiyi boşaltarak türbeye doğru yürürler. Cami tam boşaldığı anda orta kubbe büyük bir gürültüyle çöker. Böylece Hoca Nasreddin ölümünden sonra gösterdiği bir kerametle Akşehir halkını bir tehlikeden korumuş olur. Bu anlatılanların doğruluğunu bilemiyoruz ama fıkralarının tasavvufi yönden izahının yapılması, Hoca’nın tasavvufi yönüne ilişkin önemli bir vesikadır. 

Kaynak:Haber Kaynağı

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.