Konya
Açık
11°
Aksaray
Açık
20°
Karaman
Parçalı bulutlu
17°

Bir Partiyi Parti Yapan: Örgüt Bilinci

YAYINLAMA:

En son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Daha önceki yazılarımda da birkaç kez yazmıştım. O zamanlar Yeni Parti ortada yoktu. CHP’yi yönetim adayı için 4 kişinin adı geçiyordu. Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu, Özgür Özel ve Mansur Yavaş… Ve bu dört ismin dördü de CHP ekolünden gelen, CHP’li olarak değerlendireceğimiz kişiler değil. Aslında CHP için asıl sorun burada.

Mansur Yavaş CHP’den istifa etmiş. İyi de asıl burada ilginç olan ve olmaması gereken Mansur Yavaş’ın CHP’den belediye başkan adayı gösterilmesidir. Belki kapitalist sistemde amaca ulaşmak için her yol mubah olabilir. Ancak kendisine “sol” diyen partiler için her yol mubah olamaz, olmamalıdır.

Ankara’da kendisinin “ülkücü” olduğunu söyleyen Mansur Yavaş’la seçim kazanabileceğini düşünerek CHP’den aday göstermek asıl yanlış olan budur. Yani “Bitlis’te Hüdaparlı biriyle seçim kazanabileceğine ikna olursan CHP’den onu mu aday göstereceksin” diye sorarlar adama.

Kendi parti ekolünde yetişmeyen, kendi partilin olmayan kişilerle seçim kazanmak, bir kazanç değildir. Çünkü günün sonunda seçimi hangi partinin kazandığı belli olmaz. Ve son zamanlarda bu çelişkiyi çok fazla yaşamaktayız. Kişi A partisinden seçim kazanmıştır. Ardından bu partiden istifa edip B partisine katılır. B partisi ismini değiştirir C partisi olur. C partisi ittifak ortaklarıyla D partisini kurar. Tüm C partililer D partili olur. Falan filan…

İşin ilginç tarafı günümüzde bu tür olayların çok normal kabul edilmeye başlanması oldu. İşte her sorunda olduğu gibi bunda da sorunun kökenine inmek gerekir. Öncelikle siyasetçilerde örgüt(teşkilat) anlayışı gelişmelidir. Örgüt geçmişi, örgüt bilinci, örgüt disiplini, örgüt amacı ve örgüt dayanışması geliştirilmek zorundadır. 

Bir partili, parti örgütünün tarihini öğrenmek ve bilmek zorundadır. Parti örgütünün amacını yani tüzüğünü ve programını bilmek zorundadır. Parti örgütünün geçmişten günümüze üyelerini, emek verenlerini ve de nasıl hizmet ettiklerini bilmek zorundadır. Bu da dayanışmayı getirir. Parti örgütünde neler yapması gerektiğini ve de neler yapmaması gerektiğini bilmelidir. Bu da disiplini getirir. Ve işte tüm bunların birleşimine de örgüt bilinci denir. Bir parti örgütünde bu bilinç olmazsa o zaman oradan oraya savrulan bir parti örgütüyle karşı karşıya kalırsınız. Sağa mı gitsek, sola mı gitsek, ortada mı kalsak, yeni mi olsak, eski mi kalsak, savrulur durursunuz.

Almanya’nın en eski partisi olan SPD’nin parti okulu vardır. Kendisine yakınlığıyla bilinen Friedrich-Ebert-Stiftung (FES) Vakfı ile çok kademeli bir parti eğitimi verilir. 

Bu eğitimler; “yeni üye uyum eğitimleri ile başlar. Partiye yeni katılanlara örgüt yapısı, parti tarihi, temel ilkelere dayalı retorik ve siyasal iletişim eğitimi verilir. 

Daha sonra “çevrim içi ve kısa eğitimler”  adı altında dijital platformlar üzerinden parti üyelerine yönelik medya kullanımı, kampanya yönetimi ve güncel politika başlıklarında ücretsiz 90 dakikalık seminerler düzenlenir. 

Yerel Siyaset Akademisinde belediye meclis üyeleri ve yerel siyasetçi adayları için bütçe, imar, kamu hukuku ve yerel yönetim pratiği üzerine odaklanan modüler eğitimler verilir.

Liderlik Akademisi adı altında, milletvekilleri, belediye başkanları ve üst düzey parti yöneticileri için stratejik liderlik, kriz yönetimi ve siyasal analiz üzerine özel programlar aktarılır.

Tematik Seminerlerde ise Friedrich Ebert Vakfı iş birliğiyle sosyal demokrasi teorisi, ekonomi, dış politika ve toplumsal eşitlik gibi alanlarda derinlemesine atölyeler gerçekleştirilir.

Bu eğitimlerden geçen üyelerin seçtiği adaylar da partiyi temsil ediyor. 

Yani delege seçimi de olsa üyelerle seçim de olsa belirli bir bilinç düzeyinde oldukları için fark etmiyor. Ve bu üyeler ister delege seçiminde olsun isterse tüm üyelerin seçimi olsun, seçtikleri kişilerin tartışılmasına gerek bırakmıyorlar.

Yani Alman SPD’de kimse seçim delege sistemiyle mi olmuş yoksa tüm üyelerle mi yapılmış bunun yaygarasını yapmaya gerek bile duymuyor. 

Mesela CHP’de Mansur Yavaş’ın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olmasına parti örgütü mü karar vermiştir, partinin tepesindeki yöneticiler mi? Veya diğer aday olan belediye başkanları için de bu soruyu sorabilirsiniz. 

Ama arkasından parti üyeleri için şunu da söylemek gerekir; zaten parti örgütü bilinci olmayan üyelerin oluşturduğu örgütlerde, kararı popülizm verir. 2010’da Kılıçdaroğlu’nu genel başkan yapan bu popülizmdir. Mansur Yavaş’ı aday yapan bu popülizmdir. 

Popülist topluluklar ancak algı yönetimiyle yönlendirildikleri kadar seçimde karar verebilirler. Ama “örgüt bilincine” sahip parti örgütlerinde popülizme geçit olmadığı gibi aynı zamanda popülistlikle seçim kazanan adaylar olmaz.

Bakın örgüt bilincine sahip üyelerle sahip olmayan üyeleri en güzel şekilde açıklayacak bir örnek sunayım sizlere. SHP ve CHP 1995 yılında birleşmiştir. Alınan kararla, geçiş döneminde yüzde 14 oyu olan SHP ve yüzde 4,5 oyu olan CHP yönetimleri aynı sayıda birleşerek, kendi aralarından bir başkan seçmişler ve yeni yönetimi oluşturmuşlardır. 

Yani Konya’da 33 il yöneticisine sahip olan bu partiler birleşmede 33 SHP, 33 CHP yöneticisi olarak kendi aralarından bir başkan seçmişlerdir. Yani 66 oy kullanılmıştır. Normalde SHP’nin adayına 33, CHP’nin adayına da 33 oy çıkabilirken, sonuç öyle olmamış. SHP bölünmüş ve bir kısım CHP’nin adayına oy vermiştir. CHP’nin adayı il başkanı olmuştur. 

İşte “örgüt olma bilincine” sahip olan örgütlerde bölünme parçalanma olmaz. Örgüt bilincinin bundan dolayı önemi vardır. Bu bilince sahip olmayan örgütlerde veya partilerde iktidar hedefine ulaşmamak, inanın ulaşmaktan daha iyidir. 

Ezcümle şunu söyleyebilirim: Bir siyasi parti için seçim kazanmak tek başına başarı değildir; asıl mesele, seçimi kendi siyasal kimliğini ve örgütsel yapısını koruyarak kazanabilmektir.

Dostlukla kalın.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız