Türkiye'nin Gerçeği Sosyal Demokrasi mi, Atatürkçülük mü?
Bugün yakın siyasi tarihimizle ilgili birkaç şey paylaşmak istiyorum. Birçok kişi yazdıkça yakın tarihi hatırlayacaklardır.
Sosyaldemokrat Halkçı Parti(SHP) Erdal İnönü’nün genel başkanlığında 1989 yılında yerel seçimlerden birinci parti olarak çıkmıştı. Ancak aynı parti 1991 genel seçimlerinde üçüncü olabilmişti. 1991 seçim sonuçlarında birinci parti Doğru Yol Partisi(DYP) ikinci parti ise Anavatan Partisi (ANAP) olmuştu. Koalisyon sonucu ortaya çıkınca SHP iktidar ortağı olmayı kabullenmişti. ANAP’la anlaşamayan DYP; SHP ile bir koalisyon hükümeti kurdu.
1992’de de Deniz Baykal’ın önderliğinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) isimli bir parti kuruldu. Bu parti kurulurken aslında 1980’de kapatılan Ulu Önder Atatürk’ün kurduğu partinin devamı olsun diye uğraşılmıştı ancak bunun için 24 Mayıs 1979’da yapılan 24. Kurultayın delegelerinin katılımı gerekliydi fakat bu delegelerin çoğu o an SHP’de idiler. Ve de SHP iktidar ortağı olduğu için CHP’ye gelmediler. Nitekim 1992'de eski CHP'nin tüzel kişiliği yeniden canlandırılamadı; CHP adıyla yeni bir siyasi parti kuruldu. Ancak bu parti, Atatürk'ün kurduğu CHP'nin tarihsel ve kurumsal mirasının devamı olduğunu savundu ve bu devamlılığa ilişkin haklarını hukuki süreç sonucunda elde etti. Yani öyle bazılarının anlattığı gibi “1980’den önceki partililere CHP’yi açalım dedik herkes destek verdi” düşüncesi doğru bir düşünce değildir.
SHP o dönem sosyal demokrasiyi benimsemişti. CHP ise Atatürk ilkelerini baz almıştı. Ama şu bir gerçektir ki Türk halkı sosyal demokrasiyi benimseyemez. SHP de bundan nasibini almış, 1989 yerel seçimlerinde birinci parti iken 1991’de üçüncü parti olmuş, 1994 yerel seçimlerinde de ancak dördüncü parti olabilmiştir. 1995 yılında da zaten kendini feshetmiş ve CHP’ye katılmıştır.
Atatürkçülüğü ve Atatürk ilkelerini savunan CHP ise girdiği ilk seçimlerde yüzde 4,6 oy alırken, 1995 seçimlerinde oyunu yüzde 10’lara çıkarmış, 1999 yerel seçimlerinde yüzde 11’lere çıkmış 2002 seçimlerinde de yüzde 20’lerde oy almıştır. 2009 seçimlerinde yüzde 23’ün üzerinde oy almıştır. 2011 seçimlerinde de oyu yüzde 25’leri bulmuştur. Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olmasıyla yine sosyal demokrasi çizgisine gelmeye çalışan CHP’de Özgür Özel’in genel başkanlığı bu süreci hızlandırmaya çalışmıştır.
Kısacası sosyal demokrasi ne SHP’ye ne de CHP’ye yaramamıştır. Çünkü sosyal demokrasi, İskandinav ülkelerinden başlayarak, ülkeleri üzerinde herhangi bir tasarruf veya tasallut olmayan ülkeler için düşünülebilir. İsveç, Norveç, Finlandiya gibi ülkeler emperyalist oyunlara malzeme olmayan ülkelerdir. Bir Türkiye değildirler. Türkiye'de sosyal demokrat siyasetin, Avrupa'daki örneklerinden farklı tarihsel ve toplumsal şartlarla karşı karşıya olduğu görülmektedir. Türkiye'nin jeopolitik şartları, devlet yapısı, güvenlik sorunları ve bağımsızlık meselesi Türkiye'deki sol siyasetin kendine özgü bir karakter taşımasını zorunlu kılmaktadır.
Ülkemizi düşünsenize, kuzeyinde savaş, güneyinde savaş, doğusunda, batısında savaşla mücadele etmek zorunda. Emperyalizmin algı oyunlarının oynandığı, kimlikte Türk olup da asıllarında hainlik barındıran fetö gibi terör odaklarının, kişilerin, kurumların volta attığı bir yer konumunda. Yani tabiri caizse Devlet olarak “keyfe keder” bir ânımız bile yok.
İşte Türkiye’nin bu konumundan dolayı Ülkemizin kurucusu, önderi Mustafa Kemal Atatürk herhangi bir ideolojinin peşinden gitmemiş ve Anadolu’ya uygun, Anadolu insanına uygun ilkeler bırakmış. Ve bu ilkelerle Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kalkınmayı, ekonomiyi ayağa kaldırmayı, gelişmeyi, modernleşmeyi ve bağımsız bir ülke olabilmeyi başarmıştır.
Demek ki ülkeyi daha ileriye götürmek, denenerek görülmüş olan Atatürkçülükle olacaktır. Sosyal demokrasi gibi halktan uzaklaşmayı getirecek ve emperyalizmin solu baltalamak adına kurduğu “abuk” ideolojilerden uzak durmak gerekmektedir.
Dolayısıyla, II Enternasyonalden itibaren sosyalizmden uzaklaşmak adına oportünizme bulaşmış bir sosyal demokrasinin ülkeye fayda getiremeyeceğini Anadolu insanı görebilmektedir.
Hala kendisine sol deyip de sosyal demokrasiyi savunan siyasetin solla alakası olmayacağını ve de gideceği yerin ancak 1980’den sonraki “dört eğilimliyiz” diyen Turgut Özal’ın ANAP’ına ulaşabileceğini görmesi lazımdır.
Atatürk’ün ölene kadar sürdürdüğü politikalar ülkenin kalkınması için halihazırda geçerli olan çok önemli politikalardır ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının da bu politikaların dışında tutulmayacak bir yapısı da mevcuttur.
Görünen odur ki, CHP eski Atatürkçü çizgisine dönmeye çalışırken ondan ayrılan, daha önce Yusuf Bozkurt Özal’ın kurmuş olduğu Yeni Parti de merkezde sağda mı solda mı yer bulacağının hesabını yapmaktadır. İlerleyen süreçte hep beraber bu değişimlere şahit olacağız. O zaman tekrar bu konuyu konuşabileceğiz.
Dostlukla kalın.