Konya
Açık
21°
Aksaray
Açık
23°
Karaman
Açık
22°

Karıncaları Ezerken

YAYINLAMA:

Karıncalar küçüktür. Çoğu zaman ayaklarımızın altında olduklarını fark etmeyiz. Sessizce kendi yollarında ilerler, yüklerini taşır, çalışır ve yaşamlarını sürdürmeye devam ederler. Ancak bazen onları görmediğimiz için, bazen de önemsemediğimiz için üzerlerine basar, ezer geçeriz.

Hayatın içinde de karıncalar gibi insanlar vardır.

Özellikle çalışma hayatında birçok emekçi, adeta bir karınca gibi görünmez hâle gelmiştir. İşletmenin kocaman yapısı içinde önemsiz bir unsur olarak değerlendirilir. Varlığı çoğu zaman fark edilmez emeği sıradan kabul edilir, ihtiyaçları ise kolayca göz ardı edilir. Oysa bir işletmenin başarısı yalnızca makinelerine, binalarına, sermayesine ya da teknolojisine bağlı değildir. O işletmenin gerçek gücü, içinde çalışan insanlardır.

Çalışanını sürekli baskı altında tutan, onun sorunlarını görmeyen ve en küçük maliyetten bile tasarruf etmeye çalışan işletmeler, çoğu zaman büyük resmi kaçırırlar. Çalışanına yapılan küçük bir iyiliği maliyet olarak gören yönetici, mutsuz bir çalışanın işletmeye verebileceği büyük zararı hesaplamayabilir.

Memnun olmayan çalışan, yaptığı işe gönülden bağlanmaz. İşini yalnızca zorunlu olduğu için yapar. Özen azalır, dikkat kaybolur, verim düşer. Bir işletme, çalışanın yemek parasından, sosyal imkânlarından veya küçük haklarından tasarruf ettiğini düşünürken, kalite kaybı, verimlilik düşüşü, iş gücü devri ve müşteri memnuniyetsizliği nedeniyle çok daha büyük kayıplara uğrayabilir.

Üstelik günümüz dünyasında nitelikli çalışanı elde tutmak da kolay değildir. Kendisine değer verilmediğini düşünen insan, ilk fırsatta başka bir işletmenin kapısını çalabilir. Çünkü insan sadece ücret karşılığında çalışmaz. Takdir edilmek, saygı görmek, anlaşılmak ve ait olduğu yerde değerli olduğunu hissetmek ister.

Bu nedenle karıncaları ezmeden önce onların yürüyebileceği yolları görmek gerekir.

Çalışana yalnızca görev vermek yetmez, ona aidiyet duygusu da kazandırmak gerekir. Çalışan, işyerini sadece sabah gelip akşam ayrıldığı bir mekân olarak görmemelidir. Kendini o kurumun bir parçası olarak hissetmelidir. İşletmenin başarısını kendi başarısı, başarısızlığını ise kendi sorunu olarak görebilmelidir.

Elbette bunu sağlamak kolay değildir.

Öncelikle yönetimin karıncaları görebilmesi gerekir. Büyük hedeflere, rakamlara ve kâr tablolarına bakarken küçük insanların basit gibi görünen sorunlarını fark etmek gerekir. Bazen bir çalışanın ihtiyacı yüksek bir ücret değil, dinlenebileceği uygun bir ortamdır. Bazen bir teşekkür, bazen bir hâl hatır sorma, bazen de zor zamanında yanında olduğunu hissettirmek en büyük motivasyon kaynağı olabilir.

İnsanı görmek, yalnızca yöneticilik görevi değildir. Bu aynı zamanda sosyal, ahlaki ve insani bir sorumluluktur. Hatta inanan insanlar açısından konu çok daha derin bir anlam taşır. Güçlü olanın zayıfı ezmediği, imkânı olanın zor durumda olana destek verdiği bir toplum, daha sağlıklı ve huzurlu olur.

Aslında karıncalar yalnızca çalışma hayatında değildir.

Öğrenciler de çoğu zaman karıncalar gibidir.

Kalabalık sınıfların içerisinde sessizce oturan, kendisini ifade etmekte zorlanan, sorunlarını anlatamayan ve çoğu zaman fark edilmeyen öğrenciler vardır. Her öğrencinin farklı bir hikâyesi, farklı bir yeteneği, farklı bir beklentisi ve farklı bir ihtiyacı bulunur. Ancak eğitim sistemini yalnızca kurallar, sınavlar ve standart programlar üzerine kurduğumuzda, bu küçük farklılıkları göremeyebiliriz.

Modern eğitimin temel anlayışı öğrenci merkezli eğitimdir. Bunun anlamı, öğrenciyi yalnızca bilgiyle doldurulacak bir kap olarak görmemektir. Öğrenciyi dinlemek, anlamak, ihtiyaçlarını fark etmek ve onun potansiyelini ortaya çıkaracak bir eğitim ortamı oluşturmak gerekir.

Elbette eğitim, öğrencinin her istediğini yapmak anlamına gelmez. Ancak öğrencinin sesini hiç duymamak da eğitim değildir. Zorla yaptırılan, anlamı kavranmadan tekrarlanan ve sadece not almak için gerçekleştirilen faaliyetlerin öğrenciye gerçek anlamda ne kadar fayda sağladığını yeniden düşünmek gerekir.

Çünkü eğitimde amaç, yalnızca başarılı sınav sonuçları elde etmek değildir. Asıl amaç; düşünebilen, sorgulayabilen, üretebilen ve kendine güvenen insanlar yetiştirmektir.

Bir öğrenci kendisini değerli hissettiğinde öğrenmeye daha çok bağlanır. Bir çalışan kendisini kurumun parçası olarak gördüğünde daha fazla üretir. İnsan, değer gördüğü yerde gelişir, önemsendiği yerde sorumluluk alır.

Belki de hayatın en önemli sorunlarından biri, sürekli büyük şeylere bakarken küçükleri göremememizdir.

Büyük şirketlerin içinde çalışan küçük insanları…

Kalabalık sınıflarda sessizce oturan öğrencileri…

Toplumun kenarında yardıma ihtiyaç duyanları…

Ve ayaklarımızın altında sessizce yürüyen karıncaları…

Karıncaları ezmek kolaydır. Asıl mesele onları görebilmektir.

Çünkü bazen bir insanın hayatında büyük değişiklik yaratmak için büyük projelere değil, sadece önümüze biraz daha dikkatli bakmaya ihtiyaç vardır. Çünkü kalite büyükler ile değil küçükler, küçük ayrıntılar sayesinde istenen düzeye ulaşır. Yönetimde kalite, işte kalite, yaşamda kalite küçük şeyleri görmekle olur.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız