Konya
Açık
20°
Aksaray
Açık
21°
Karaman
Açık
19°

Piyasa Daralıyor, Peki Harcamalar Neden Daralmıyor?

YAYINLAMA:

Merhaba sevgili dostlar,

Gün geçmesin ki daralmayan bir piyasa görmeyelim.

Bir tarafta yüksek seviyelerde tutulmaya çalışılan faiz, diğer tarafta bir türlü istediğimiz hızda düşmeyen ama eskisi gibi yükselmeyen enflasyon… Peki bu ikisinin arasında kim veya kimler sıkışıyor? Gelin birlikte bakalım.

İşin ilginç tarafı şu: Piyasa daralıyor ama harcama kültürümüz bir türlü daralmıyor.

Parası olan harcıyor. Olmayan da harcıyor.

“Olmayan nasıl harcıyor?” derseniz; gelecekten harcıyor. Gelirinin, hatta bazen çapının çok üzerinde verilen kredi kartı limitleriyle bugünkü hayatını finanse etmeye devam ediyor.

Nereye kadar?

Son noktaya kadar...

Peki neye harcıyoruz?

Aklınıza ne gelirse.

Çünkü bana göre bu toplumun son on yılda öğrendiği en önemli şeylerden biri, elde ettiği refah alanından kolay kolay taviz vermemek.

Etrafınıza bir bakın.

Umreye giden tekrar gitmek istiyor. Denize, havuza, kumsala alışan ertesi yıl bundan vazgeçmek istemiyor. Yeni şehirler, yeni ülkeler görmeye başlayan keşfetmeye devam etmek istiyor. İyi otomobile binen daha kötüsüne dönmek istemiyor. Dışarıda yemek yemeye alışan bunu hayatından çıkarmakta zorlanıyor.

“Bu yıl para kazanamadık, harcamamız çok, bu sene gitmeyelim, yapmayalım, almayalım” diyen yok mu?

Elbette var.

Peki dese bile evin içinde söz geçirebilen kaç kişi var?

Maalesef hepimiz az veya çok bu döngünün içine girdik.

Tam burada biraz rahatsız edici bir soru sormak gerekiyor:

Esas suçlu kim?

Millete yıllarca bu refah seviyesini ve tüketim kültürünü aşılayan ekonomik düzen mi? Yoksa insanları bu yaşam biçimine alıştırdıktan sonra bugün, “Şimdi harcamayacaksınız ki talep düşsün, enflasyonu indirelim” diyen anlayış mı?

İşin vatandaş tarafı böyle.

Bir de madalyonun diğer yüzü var: sanayici ve üretici.

Bekliyor...

Ama ne kadar bekleyeceğini bilmiyor.

Azalan talep, durmayan giderler, yüksek finansman maliyetleri ve her ay ödenmesi gereken maaşlar, vergiler, kiralar, enerji giderleri...

Üretici her sabah aynı denklemi yeniden çözmeye çalışıyor.

“İşler ne zaman açılacak?”

Bilen yok.

“Talep ne zaman başlayacak?”

Bilen yok.

“Nakit sıkışıklığı ne zaman rahatlayacak?”

Onu da bilen yok.

Bilinen veya en azından piyasada hâkim olan beklenti şu: Önümüzdeki dönemde de piyasalardaki bulutlu hava bir süre daha devam edecek.

Önümüzde açıklanacak ekonomi programları, enflasyon rakamları ve faiz kararları elbette önemli. Ama sanayicinin artık rapordan çok öngörülebilirliğe ihtiyacı var.

Çünkü üretici belirsizlikten korkar.

Faizin yüksekliğini hesabına koyabilir. Kurun seviyesini hesabına koyabilir. İşçilik maliyetini hesabına koyabilir.

Ama yarının ne getireceğini hesaplayamıyorsa, işte asıl problem orada başlar.

O halde böyle bir dönemde benim sanayici ve tüccar için yıllardır inandığım 5 altın öğüdü tekrar etmenin tam zamanı:

1. Dövizle satmıyorsan, dövizle borçlanma.
2. Uzun vadeli mal satma.
3. Kredi kullanma.
4. Borçlu olduğun hiçbir şey senin değildir.
5. Sermayene göre iş yap.

Belki bugün bunlar büyümeyi yavaşlatır.

Belki bazı fırsatları kaçırırsınız.

Ama böyle dönemlerde mesele her fırsatı yakalamak değil, ayakta kalabilmektir.

Çünkü ticarette bazen en büyük başarı büyümek değil, fırtına geçtiğinde hâlâ masada oturuyor olmaktır.

Sağlıcakla kalın.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız