Çökmek
“Çökmek” kelimesi son yıllarda gündelik dilde sıkça duyduğumuz kavramlardan biri haline geldi. Türk Dil Kurumu sözlüğünde bu kelimenin on iki farklı anlamı bulunmakla birlikte, günümüzde en çok kullanılan anlamı, mecazi bir içerik taşımaktadır. Bu anlamıyla çökmek; başkasına ait bir malın cebir, yani fiziksel zor kullanarak veya tehdit yoluyla ele geçirilmesi demektir. Halk arasında buna çoğu zaman “gasp” ya da “yağma” denilmektedir. Yani birisinin malını, yiyeceğini, hakkını, hukukunu kendi menfaatine uygun şekilde almak, kullanmak ya da elde etmek şeklidir. Bu durum geçici olabileceği gibi sürekli de olmaktadır. Park yerinin önceliğinin alınması ya da bir malın gasp edilmesi olayındaki mantık aynıdır. Her ikisinde de hak ve hukuk güçlüden yana olmaktadır.
Mala çökmenin, hırsızlıktan farkı ise yalnızca malın alınmasıyla sınırlı kalmamasıdır. Bu eylem sırasında ya da sonrasında kişinin mal varlığı, hakları, irade özgürlüğü ve hatta vücut dokunulmazlığı hedef alınmaktadır. Dolayısıyla bu durum yalnızca bir mülkiyet ihlali değil, aynı zamanda toplumsal düzeni zedeleyen ciddi bir hukuki ve ahlaki sorundur.
Bir zamanlar televizyonlarda yayınlanan ve geniş kitleler tarafından izlenen bazı diziler, mafyavari davranışları adeta bir güç ve prestij göstergesi gibi sunmuştur, hatta sunmaya devam etmektedir. Özellikle kendi hukukunu kurarak adalet dağıttığı izlenimi veren karakterler, genç kuşakların zihninde yanlış rol modeller oluşturmuştur. Elbette bu durumun tek sebebini televizyon dizilerine bağlamak doğru değildir. Ancak bugün hâlâ birçok film ve dizide mafya kültürünün cazip bir yaşam tarzı gibi sunulması, üzerinde düşünülmesi gereken toplumsal bir durumdur. Maço tiplemesi ve erkek egemen bir yaşamın hemen her sosyal medya platformlarında ve televizyonlarda boca edilmesi, bu durumu normalleştirmektedir. Oysa maçoluk bir güç gösterisi değil, efelenmenin başkasına güçlü görünme şeklinin göstergesidir. Genellikle zayıf karakterli kişiler maço tipli davranış sergilerler.
Toplumsal hayatta “başkasında varsa ben alırım” anlayışı yaygınlaşmaya başlıyorsa, burada ciddi bir değer aşınması olduğu açıktır. Herkesin kendi hukukunu uygulamaya kalktığı bir yerde ise düzenin korunması mümkün değildir. Nitekim “Adalet yoksa, devlet koca bir çeteden başka nedir ki?” sözü, Aurelius Augustinus’un, De Civitate Dei (Tanrı Devleti) adlı eserinde dile getirdiği gibi önemli bir tespittir. Bu söz, adaletin, devletin meşruiyetinin temel şartı olduğunu vurgular. Zira adaletin olmadığı bir yönetim, gücünü hukuktan değil zorbalıktan alır ve zamanla organize bir soygun düzenine dönüşebilir.
Bu nedenle mala çökme gibi eylemler karşısında en güçlü tepkinin devlet tarafından verilmesi gerekir. Savcıların ve yargı kurumlarının bu tür girişimlere karşı kararlı bir duruş sergilemesi, hukuk düzeninin korunması açısından hayati öneme sahiptir. Bununla birlikte çıkarılan bazı kanunların veya uygulamaların toplumda adalet duygusunu zedeleyecek biçimde kullanılması da ciddi sorunlara yol açmaktadır.
Özellikle ormanlık alanların, meraların ya da devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan bazı yerlerin farklı gerekçelerle belirli kişi veya gruplara devredilmesi, toplumda hak ve adalet algısını zayıflatmaktadır. İmar mevzuatındaki bazı düzenlemelerin yanlış ya da yanlı uygulanması ise birçok insanın mağduriyet yaşamasına neden olabilmektedir. Oysa kanunların temel amacı vatandaşın refahını artırmak ve daha adil bir yaşam düzeni kurmak değil midir?
Kanunlar bireyleri hedef alan değil, toplumsal düzeni koruyan ve hakları güvence altına alan düzenlemeler şeklinde olmalıdır. Eğer hukuk sistemi belli grupların çıkarlarına hizmet eden bir araç haline gelirse, devletin meşruiyeti de tartışılır hale gelir.
Sonuç olarak “çökme” yalnızca bireyler arasında yaşanan bir mülkiyet sorunu değildir, aynı zamanda hukuk devletinin gücünü ve toplumdaki adalet duygusunu doğrudan ilgilendiren bir meseledir. Güçlünün zayıfın malına el koymanın normalleştiği bir toplumda ne güven duygusu kalır ne de toplumsal barış. Gerçek anlamda güçlü devlet ise vatandaşının hakkını koruyan ve adaleti herkes için eşit şekilde uygulayan devlettir. Çünkü toplumları ayakta tutan şey zorbalık değil, adaletin üstünlüğüdür.