Tıkanan Damar
Savaşla geçen bir haftayı geride bıraktık.
Geçtiğimiz hafta düğmeye basan Trump–Netanyahu ikilisiyle başlayan bu gerilimde, ilk günlerde savaşın süresine dair tahminler yapılıyordu. Bugün ise “Ben gün vermedim” diyen bir Trump ile yeni haftaya giriyoruz.
Savaşın ilk anından itibaren İran’ın üst yönetimini hedef almak, Irak savaşındaki Saddam Hüseyin senaryosunun bir benzerini yaşatmak içindi. Amaç, İran liderliğini kısa sürede devre dışı bırakmak ve ardından “İran halkını diktatörlükten kurtarma” söylemiyle yeni bir düzen kurmaktı.
Peki plan gerçekten bu muydu?
Aslında İran bu savaşın geleceğini Trump ve Netanyahu’dan çok önce görmüş gibiydi. Bunun fragmanını da daha önce yaşanan 12 günlük çatışmalarda gördük. O dönem ABD, İran’ı kolay bir hedef olarak görmüş olabilir. Ancak İran o süreçte eksiklerini tespit ederek farklı bir strateji izledi.
Enerjiye aç Çin ile kurduğu ilişki bunun en önemli örneği. Günlük yaklaşık 11 milyon varil petrol tüketen Çin’e enerji sağlayan İran, karşılığında teknoloji ve askeri altyapı elde etti. Bugün Tel Aviv’e ulaşan hipersonik füze kapasitesi, bu iş birliğinin sonuçlarından biri olarak görülüyor.
Enerjiye bu kadar ihtiyaç duyan Çin’in İran’ı birkaç gün içinde ABD’ye bırakacağını düşünmek gerçekçi olabilir mi? Bence hayır.
Ancak savaşın ekonomik etkileri çok daha geniş olacak gibi görünüyor.
100 doların üzerine çıkan petrol fiyatları, en büyük darbeyi enerji ithalatına bağımlı ülkelerde hissettirecek.
Bu noktada Türkiye gibi petrol ve doğalgaz ihtiyacının yaklaşık yüzde 90’ını ithalatla karşılayan ülkelerin enerji meselesini sadece arz-talep dengesiyle değil, jeopolitik bir güvenlik konusu olarak ele alması gerekirdi diye düşünüyorum. Esasında her problem yeni de bir yol bulmak demek değil midir?
Savunma sanayisinde önemli başarılar elde eden Türkiye, enerji ulaşım hatlarında da benzer bir stratejik vizyon geliştirmelidir. Basra–Ceyhan hattı başta olmak üzere alternatif enerji koridorları oluşturmak artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve petrol üretim tesislerine yönelik saldırılar, tabiri caizse dünya ekonomisinin kalbine giden damarı tıkamış durumda. Özellikle Avrupa ülkelerini ciddi bir petrol ve LNG sıkıntısı bekliyor.
Sanayi üretiminin lokomotifi olan Almanya gibi ülkeler acil çözümler bulmak zorunda. Aksi halde yükselen enerji maliyetleri, Çin ile rekabeti Avrupa için çok daha zor hale getirecektir.
İran’ın stratejisi ise savaşın etkisini sadece cepheyle sınırlı bırakmamak. Enerji üzerinden küresel ekonomiyi de işin içine çekmek.
Peki Trump yarın “savaş bitti” diyebilir mi?
Ya da bir sabah “kara harekâtı başlatıyoruz” açıklaması gelebilir mi?
Bugünün dünyasında buna kesin bir “hayır” demek mümkün değil.
Ancak görünen bir gerçek var:
Bu savaş yalnızca cephede değil, enerji hatlarında, piyasalarda ve küresel güç dengelerinde yaşanıyor.
Ve enerji krizi büyüdükçe, bu tablo en çok Rusya’nın elini güçlendirecek gibi görünüyor. Çünkü kapıda enerji arayan ilk ülkeler yine Çin ve Avrupa olacak.
Dünya yeni bir denklemin içine giriyor.Biz de gelişmeleri birlikte okumaya devam edeceğiz.
Bu haftalık bu kadar. Sağlıcakla kalın.