Konya
Açık
2°
Aksaray
Açık
-3°
Karaman
Açık
7°
Ara

Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ı anlamak

YAYINLAMA:

Gel gelelim…

Şubat ve mart ayları, kışın belki de sonunu hatırlattığı kadar, benim için iki önemli siyasetçinin vefat yıl dönümünü de hatırlatır: Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu. Bu sebeple, bugüne kadar pek kalem oynatmamış olsam da, sene-i devriyelerinde bu iki şahsiyet hakkında birkaç kelam etmek istedim.

Tanıyanı var, tanımayanı var. Seveni var, sevmeyeni var.

Ama kabul etmek gerekir ki Prof. Dr. Necmettin Erbakan, bu ülkenin yalnızca siyasetinde değil, kalkınma tarihinde de payesi olan bir şahsiyettir. Sayın Erbakan’ı bir yazıya sığdırmak elbette mümkün değildir. “Hoca” lakabını dahi kimi zaman hafife alanlar için, kısaca Erbakan kimdi, bir bakalım.

Erbakan; ayağında şalvar, takunya ile gezen bir cami hocası değildi.

29 Ekim 1926’da, hâkim bir babanın evladı olarak dünyaya geldi. Bugün LGS’ye hazırlanan bir evlat babası olarak özellikle vurgulamak isterim ki; İstanbul Erkek Lisesi’ni birincilikle bitirmiş, üniversite sınavına dahi gerek duymadan gireceği İTÜ’yü yine birincilikle tamamlamış son derece zeki bir isimdi. Asistanlık döneminde ders verecek düzeyde akademik kapasiteye sahipti.

1951 yılında hazırladığı üç tezle Almanya’ya gitti; Almanlara daha az yakıt yakan motor üzerine çalışmalar yaptı. %100 Türk malı “Gümüş Motor”u kurdu ve üretti. Yani Erbakan diplomasını bir kenara koysanız bile, Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği gerçek bir vatan evladıdır.

Burada bir parantez açmak gerekir:

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sağladığı eşit eğitim imkânı olmasaydı, Sinop’tan çıkan bir çocuk bu okullarda okuyabilir miydi? İşte anlamayanlar için bu da not düşülsün.
Erbakan’ı anlamak için, onun kavramlarıyla düşünmek gerekir.

II. Dünya Savaşı sonrası Almanya’nın sanayileşme hamlesini gören Erbakan, aynı modelin Türkiye’de uygulanmasını savundu. Anadolu sanayicisinin önündeki engelin TOBB olduğunu düşündü; zamanla TOBB’da görev aldı, genel başkanlığa kadar yükseldi. Ancak bu görev elinden alınınca, yoluna siyasetle devam etti.

1974’te CHP ile MSP, iki zıt kutup olmalarına rağmen koalisyon kurdu. Bu kısa iktidar döneminde 100’ün üzerinde fabrika temeli atıldı; Afyon Şeker, Konya Kulu Tuz, Mardin Çimento gibi tesisler kuruldu. Türkiye’nin buğday üretimi 10 milyon tondan 20 milyon tona çıktı. İmam hatipler açıldı. Ardından 12 Eylül darbesiyle siyasete zorunlu ara verildi.

Bana göre Erbakan’ın en güçlü çıktığı dönem ise 1994 yerel seçimleridir.

Faizlerin %140’lara dayandığı, İmar Bankası reklamlarının döndüğü, yaklaşık 500 bin insanın işini kaybettiği bir dönemde; Ankara ve İstanbul başta olmak üzere 329 belediye kazanıldı. “Adil Düzen” diyen hocaya, millet adeta kendini teslim etti.

1996’da iktidara geldiğinde kurulan Havuz Sistemi, yüzmek için değil; faiz batağında boğulan devleti kurtarmak içindi. Kamu kurumlarının paraları kamu bankalarında toplanacak, özel bankalardan kredi alınmayacaktı. Bu sistemle Türkiye yaklaşık 10 milyar dolar tasarruf etti. Faizler düştü; memura %50, Bağ-Kur ve işçi emeklisine %200’e varan zamlar yapıldı.

Erbakan’ın “Milli Görüş” anlayışı, kapitalist sisteme karşı bir duruştu.

“Maneviyat” derdi. “Millet, hizmet edilen değil; bizzat hizmetin kendisidir” derdi. Aldatmaya karşı çıkan, adil bir düzen hedefleyen bir siyaset anlayışı vardı.
Siyonizm konusundaki tezlerini 1960’lardan itibaren dile getirdi. Büyük İsrail projesine dair öngörülerinin bugün Irak, Filistin, Suriye ve İran üzerinden nasıl şekillendiğini; doğru mu yanlış mı olacağını ise takdirlerinize bırakıyorum.

Elbette her şey güllük gülistanlık değildi.

Hasan Mezarcı çıkışı, Şevki Yılmaz’ın açıklamaları, Kudüs geceleri ve yürüyen tanklar derken, siyaset bir anda şeriat-laiklik eksenine sıkıştı. 28 Şubat post-modern darbesiyle karşı karşıya kalan Erbakan, 9 saat süren MGK toplantısında önüne konan 18 maddelik metni imzalamadı. Dört maddeyi kabul ederek başbakanlığı orada bıraktı.

İmam hatipleri açan Erbakan, bu kez onların kapatılmasına tanık oldu. “İrtica” söylemiyle dindar insanlar aynı kefeye kondu. Bugün hâlâ eleştirdiğim 8 yıllık kesintisiz eğitim uygulaması, bir-iki kuşağın meslek sahibi olamamasının ve sanayide usta bulamamamızın temel nedenlerinden biri oldu.
Sonrası malum…

Kapanan partiler, açılan yenileri, yıpranan bir süreç ve kayıp trilyon davasıyla anılan bir dönem…

Kimse peygamber değil, hatasız da değil.

Sayın Erbakan’ın da hataları vardı. Ama iyisiyle kötüsüyle; Anadolu’dan çıkan bir çocuğun bu ülkenin en iyi okullarında okuyup başbakan olabilmesi, bize Cumhuriyet’in, eşit eğitimin ve demokrasinin bir ülkede ne kadar hayati olduğunu bir kez daha göstermektedir.

Bunun altını çizmeden geçemem.

Sağlıcakla kalın.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *