Konya
Parçalı bulutlu
4°
Aksaray
Kapalı
9°
Karaman
Kapalı
9°
Ara

Türkiye'nin sessiz alarmı!

YAYINLAMA:

Dün Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), nüfus istatistiklerine dair bilgiler paylaştı. Konuyla ilgili haberleri görmüşsünüzdür, detaylara girip, rakamlara boğmak istemiyorum. 1-2 gündür en çok konuşulan konulardan biri 'hane başına düşen çocuk sayısı' hususu. Kimi 1 diyor, kimi 1.20-1.40 bandında diyor, buna takılmıyorum. Ama her halükarda 2'nin altında...

Bu veri aslında insanların geleceğe dair bir umudunun olmadığının da göstergesi. "Böyle bir memlekette çocuk dünyaya getirilir mi?" diye soranların çok olduğunun ispatı. Ekonomik, psikolojik, sosyolojik, yani hangi açıdan olursa olsun, umudu yok insanların. "-mış gibi" yapanlar var.

Ülkenin genç nüfusu, "kendini yurt dışına atmanın" derdinde. O yüzden sık sık, "falanca ülke şu şu mesleklerde bol bol personel alacak" tarzı haberlere maruz kalıyorsunuz. Okuyucusu bol haber. Bu kapsamda sosyal medyada da özellikle Norveç'in Svalbard'ını anlatan içeriklere sıklıkla rastladığımı belirteyim...

Bir gün arkadaşla mevzuyla ilgili bir muhabbet açıldı, "Hafta içi iş yerinde deli gibi çalışıyorum. 8-10 saat mesai yapıyorum. Evlensem, kocamın yüzünü dahi zar zor görürüm. Onunla oturup muhabbet edecek vakit bulmakta zorlanırım. Hafta sonunu da dinlenmeye ayırmak durumundayım, insanım ben de. Böyle bir durumda çocukla nasıl ilgilenebilirim, ona da yazık" dedi. "Sen de haklısın" diyebildim. İşin böyle bir yanı da var yani. Bu açıdan bakınca mesai saatlerinin azaltılması yönünde yasa çıkması gerektiğini düşünüyorum, sonra da "yasa çıksa kim dinler ki?" diye soruyorum kendime...

Maddi durumun falan her şey yerli yerinde diyelim; çocuk dünyaya getirecek bir aday bulmak da zorlaştı. Kurum, kuruluşların sosyal medya hesaplarını 'kız profili' zannedip yazanlar bile var. Şansını deniyor millet. "Nasıl zor yahu? Sosyal medya falan var ya at bir mesaj sen de" diyenler oluyor ama iş onunla bitmiyor ki. Yazdım geçen hafta "Modern ilişkilerde duygu out, strateji in" diye, detaylar orada...

İşin şakası bir yana, tehlike çanları çalıyor ama bu kez kimsenin duymak istemediği bir sessizlikte…

Giderek yaşlanan nüfus ne gibi olumsuzluklar doğuracak?

Bunları bilmek için falcı olmaya, müneccim olmaya gerek yok. Dünyada örnekleri var...

İşçi bulunamayacak. Göçmen işçi getirilecek. İşçi de haliyle kalıcı olarak gelecek. Bu da demografik yapının değişmesine neden olacak. Bir millet yavaş yavaş yok olacak...

Göçmen işçinin köyde çalışacak hali yok, 'sanayisi gelişmiş' şehirlerde yaşayacak ve kentleşme sorununu derinleştirecek.

Kim memur, doktor vesaire olacak? Hükümet protokol yapacak, dışarıdan getirecek. Hafızam beni yanıltmıyorsa Danimarka'da konuşuluyordu, "Yaşlı bakım hizmeti sağlayacak genç bulmakta zorlanıyoruz, birkaç yıl içerisinde kimseyi bulamayacağız" diye. Adamlar, Hindistan ile tıp alanında protokol imzaladılar. Protokol kapsamında ülkeye Hindistan'dan doktor gideceği açıklandı.

Erken yaşta bir cesaretle evlenip, çoluğa çocuğa karışabildiysen "olan oldu artık" deyip yoluna devam edebiliyorsun. Asgari ücretin 28 bin TL, ev kirasının 35 bin TL olduğu bir memlekette çocuk yapmayı, evlenmeyi geçtim, karşı cinse "selam" demeye çekiniyor insan. Aile yapısında çocuğu "vazgeçilmez" olarak gören Türk milletinin artık "aile kurma" noktasında geldiği durum üzücü.

Bugün doğmayan çocuklar, sadece bir istatistik değildir. Bu ülkenin eksilen yarınlarıdır...

Esenlikler...

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *