Kaostan Beslenmek
Eskiler lafazan diye bir kelime kullanırlardı. Farsça kökenli bir kelime olan Lafazan, çok ve boş konuşmak demektir. Mallarını beğendirmek isteyen ayak satıcısı gibi bir lafazanlık, ağız kalabalıklığı bugünkü dünyamızı sarmış durumdadır. Hani derler ya her kafadan bir ses çıkıyor diye, tam da o durumdayız. Zaten ülke içi karışıkken dünyada acayip işler oluyor. Adamın biri çıkıyor ve başka bir yerde birilerini alıp götürebiliyor, dahası suyumu bulandırdın sana ceza vereceğim diyebiliyor. Meşhur hikayedir, ırmakta bir kuzu su içerken kurt geliyor, suyumu bulandırdın (kirlettin) seni yiyeceğim diyor. Kuzu, iyi de ben ırmağın aşağısındayım, senin duyunu nasıl kirletebilirim diyor. Kurt, uzatma ben kirletiyorum dediysem, kirletiyorsundur, diyerek kuzuyu yiyor. Tam da böyle bir istila ve adaletsizlik dünyasında yaşıyoruz.
Bu sadece günümüzün değil, eski çağlardan kalan bir alışkanlığın, insanın içinde bulunan doymaz bir ruhun da ortaya çıkardığı hastalıktır. Zira insanın ruhu kaosla beslenir, savaşla avunur ve sükûnetle sona erer. Kaosu ortaya çıkaran ise kesinlikle lafazanlıktır. Her kafadan bir ses çıkmasıdır. Birisinin diğerlerini bastırmak için daha fazla bağırmasıdır. Ve bu kaosun arasında oyun üzerine oyun kurulmasıdır, kim kazanırsa kazansın aslında kaybettiğinin de bir delilidir.
Tarih bu nedenle ilginç olaylar, durumlar ve kralları anlatıyor. Antik çağda olan ve birçoğumuzun bildiği ya da bilmediği bir Troya Savaşı vardır. Aslında bu savaş öncesi ve sonrası ile günümüzdeki olaylara çok benziyor. Savaş sonrasında 300 yıllık karanlık bir dönem ortaya çıkıyor. Savaşlarda biri kazanıyorsa diğeri kaybediyor demektir. Ancak kazanan da bir yumruk yiyor böylece kazansa bile kaybediyor. Bu nedenle savaşlar kimseye yar olmuyor.
Troya Savaşından Homeros’un anlatıları ve efsanevi eseri İlyada Destanında bahsedilir. Gerçekte var olup olmadığı konularında da tartışmalar yaşanmaktadır. MÖ 1750-1300 yıllarında inşa edilen Troya Şehri, zenginliği ile döneminin en önemli şehirlerinden birisidir. Troyalıların zenginliği diğer komşularının da onları kıskanmalarına ve şehri ele geçirme isteklerine neden oluyordu. Troya Savaşı, Troya prensi Paris'in Sparta kralı Menelaos'un karısı Helen'i kaçırmasıyla başladı. Menelaus, kardeşi Agamemnon'u Troya’ya gitmesi ve Helen'i geri alması için görevlendirir. Bunun üzerine Yunan şehirlerinden oluşan bir ittifak ile Agememnon Troya şehrini kuşatır. Uzun savaşlar sonucunda Yunanlılar geri çekileceği bahanesi ile hediye olarak kale kapısına tahta bir at bırakır. Atın içinde savaşçılar vardır ve Troyalılar savaşı kazandıklarının sevinci ile eğlenirken atın içinden çıkan savaşçılar kale kapılarını açar ve geri çekilmiş gibi görünen Yunan kuvvetleri şehre girer. Şehir yağmalanır, tüm zenginliklerine el konulur ve Troya şehri bir daha da eski gücüne ulaşamaz.
Troya Savaşı aslında günümüzde zenginliklerine el konular ülkeleri ve yerleri de anımsatıyor. Binlerce km uzaktan gelen Yunanlılar nasıl ki Troya Şehrini bir oyun ile ele geçirmişse, günümüzde de başkaları gelip kaynakları, zenginlikleri ele geçirip, yağmalayabiliyor. Sömürgeci genişleme ve kazançlı ticaret yollarının kontrol edilmesi ve bundan kazanç sağlanması eski uygarlıklarda başlıca motivasyon kaynağıyken, günümüzde bu farklı şekillere dönüşmüş durumdadır. Sizi destekleyen, yaptıklarınızı görmezden gelen ve kendi yerine başkasını çalıştırarak keyif süren şirket, uygulama ve yapılar günümüzün truva atı durumuna gelmiştir. Bu nedenle kaos oluşturmakta, kaosun içinden birileri çıkıp, Agememnon kuvvetleri gibi yeri, ülkeyi, kaynakları ele geçirmektedir.
Bugün Anadolu coğrafyası da zengin kaynakları, kültürü ve tarihi ile Troya şehri gibi bir durumdadır. Bu nedenle sürekli Truva atları kapıya bırakılmakta, ülke içinde vur patlasın çal oynasın eğlenceleri göz boyamaktadır. Bir dünya gezgini olan yabancı arkadaşımdan aldığım mesaj bunun ne kadar doğru olduğunu ispat etmektedir. Mesajın çevirisinde “Türkiye'de dolaşmak, yaşayan tarihin içinde yürümek gibi hissettiriyor. Her sokak imparatorlukların hikayelerini fısıldıyor, her taş yüzyılların bilgeliğini taşıyor ve her ezan zamansız bir ruhu yankılıyor. Antik camilerden, hareketli çarşılara, Arnavut kaldırımlı sokaklardan görkemli anıtlara kadar Türkiye, geçmişi ve bugünü en güzel şekilde birleştiriyor. Tarihin sizi yavaşlattığı, size alçakgönüllülüğü öğrettiği ve kalbinizi hayranlıkla doldurduğu anlar için minnettarız.” diyor. Böyle bir coğrafyada yaşamak bu nedenle Truva atlarını görmeyi, bunun için uyur değil, uyanık kalmayı gerektiriyor.