Konya
Açık
15°
Aksaray
Açık
19°
Karaman
Açık
20°

Vahşi sulama

YAYINLAMA:

Yanlış bilinen doğrulardan birisi de “vahşi sulama” deyimidir. Aslına bakarsanız Ziraat ya da Sulama mühendisliği içinde böyle bir deyim yoktur. Peki nereden çıktı bu deyim? Konuyu bilmeyenlerin bir olayı abartma kavramından ortaya çıkmıştır diye düşünüyorum. 

Dünya su kaynakları sınırlıdır. Bu, bir şişe içindeki su gibidir. Kullanabileceğiniz su bu kadar, ancak suya ihtiyacı olan yerler; bitkiler, hayvanlar dahası milyonlarca canlı olduğu bilinciyle hareket ettiğinizde bunun anlam ve değerini daha iyi anlarsınız. Öyleyse sulama demek nedir? Sulama; ihtiyacı olan canlının ihtiyaç duyduğu anda suya kavuşmasıdır diyebiliriz. Bu ister doğrudan, ister damla damla verilsin bir şey değişmez. Elbette suya en çok ihtiyaç duyan canlıların başında insan gelir. Zira insanın fiziksel varlığının büyük kısmı sudur. Su insanın içinde akan nehirler gibidir, gittiği her yere canlılık götürür. Suyun gitmediği organlar çalışmaz. Bu nedenle insan nefessiz 3 dk, susuz 3 gün gıdasız 3 ayda ölür. Buna canlılığın 3 kuralı da denir. 

Gelelim vahşi sulama kavramına, aslına bakarsanız sulama kültürel bir işlemdir. Ziraat ile uğraşan herkes bilir ki bitkiler sulandığında daha canlı, gür ve gösterişli olurlar, buna göre de meyveler verirler. Bu nedenle bitkilerinin suyu ihmal edilmemelidir. Bu kural hayvanlar için de geçerlidir. Hayvancılık yapanlar iyi bilirler, ilk söylenen sözlerden birisidir “Hayvanları suladın mı sözü”. Su kısıtlı, canlılar sınırsız olursa bu iki denklem nasıl birbirine denk gelecek? İşte sorun buradan kaynaklanıyor. Bir kısmı sınırsız gibi su kaynaklarını kullanırken, bir kısmına sınır konuluyor. Yani suyun başında olan bitkiler suyun verdiği güç ile gür olurken, suyun az ya da sınırlı olduğu bitkiler daha zayıf oluyor. İnsan ise gür ve gösterişli bitkileri seviyor. Bu nedenle sorumsuz ve sınırsız biçimde suyu bitkilerine veriyor. Oysa bitkinin ne kadar suya ihtiyacı varsa o kadarını vermek doğru sulama olarak bilinir. Bunun salma, yağmurlama ya da damla damla verilmesinin bir önemi yoktur. Basınçlı sulama ile de ihtiyacın çok üzerinde sulama yapılabilir, bunun doğru, diğerini vahşi olarak nitelemenin bu nedenle bir anlamı yoktur. Burada kastedilen salma sulamanın vahşi sulama olarak tanımlanmasıdır. Yeri geldiğinde salma sulama da yapılır. Örneğin; pirinç (çeltik) yetiştirmek için salma sulama yapmak, bitkileri çamurun içinde yetiştirmek gerekir. Bazı bitkiler sudan hazzetmezler, bunları susuz ortamlarda yetiştirmek ya da çok az su vermek gerekir. Arpa, çavdar, burçak gibi bitkilerin su ihtiyacı diğerlerine göre daha azdır. Bu nedenle çok su vermek doğru değildir. Bunu evdeki bitkilerden de anlarsınız. Bazı bitkiler çok su isterken bazıları daha az su ister. 

Hemen herkes su uzmanı, ziraat mühendisi ya da uzman tarımcı olduğundan bilen bilmeyen salma sulama şeklinde yapılırsa vahşi, damlama şeklinde yapılırsa iyi demektedir. Oysa önemli olan su ile ne yaptığınızdır. Suyu çok tüketen bitkileri, su kaynağı az ve yetersiz olan yerlerde yetiştirirseniz, ne yaparsanız yapın nehirleri, barajları, gölü de kurutursunuz. Bunun yolu ekolojiye uygun üretim yapmak, yapılan üretimi hakkıyla değerlendirmektir. Aksi durum bizi hep yanlışa götürür.

Bir de bendeki su yetmiyor diğer yerlerden su getirelim mevzu var ki evlere şenlik. Sen elindeki kaynağı doğru kullanamıyor, tüketiyorsun, dışarıdaki kaynaklara göz dikiyorsun anlamı taşır. Bu kapitalist sistemin dayattığı ve kurtuluş reçetesi gibi sunulan bir motto olarak dile getirilmektedir. Doğrusu eldeki ekmeğin dışarıdaki pastadan daha değerli olduğudur. Eğer buradaki doğal kaynaklarla buradaki insanlara yetecek üretimde bulunuyorsan doğrudur. Diğer taraftan elindeki kaynaklarla diğerlerine kendi kaynaklarını aktarıyorsan yanlıştır. Hani derler ya önce can sonra canan diye, bu da onun gibi bir şeydir. Dolayısıyla elin suyuyla ele hizmet etmek durumunda kalınılır. 

Kafamızı kaldırıp dünyaya bakarsak, herkesin önce kendi ihtiyaçlarını karşılamak, sonra diğerlerinin bağlamında bir anlayışta olduğunu görürüz. Yıllar önce Tarım Bakanlığı bir çalışma yaparak, Türkiye’de nerede, ne, en iyi yetişir araştırmasını yaptı. Ancak bu bazılarının hoşuna gitmedi ve uygulanmadı. Oysa herkesin iyi yapabildiği, işleme tesisi de dahil yapabileceği sistem uygulansa idi, bugün belirli bölgelerin belirli ürünlerde öne çıktığı, diğerlerinin de başka ürünlerle değer bulduğu bir sisteme geçilecekti. Ancak bizler ne yaptık, filan bölge, filan üründen iyi gelir elde ediyor, ona devam etsin anlayışına döndük, sonuç hiçbirini iyi yapamadık…  

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız