Konya
Kapalı
3°
Aksaray
Kapalı
5°
Karaman
Kapalı
3°
Ara
Anadolu'da Bugün Bilim ve Teknoloji Bilimin bile çözemediği denizaltı gizemleri

Bilimin bile çözemediği denizaltı gizemleri

Oşinografi (okyanus bilimi) araştırmalarına göre okyanusların derinlikleri, bugün hala Dünya’nın en az bilinen ve en zorlu ortamları arasında kayıtlara geçiyor.

MUHABİR: Hİlal Yarba
Okunma Süresi: 3 dk

Yeryüzünün yaklaşık yüzde 70’i okyanuslarla kaplı olduğu halde, bu devasa alanın büyük bölümü insanlık için hala bilinmezlik çemberi içinde yer alıyor. Bilim insanları Ay yüzeyini ayrıntılı biçimde haritalandırmışken, okyanusların derinlikleri hakkında sahip olunan bilgiler oldukça sınırlı bir çerçevede. 

Oşinografi alanında yapılan çalışmalara doğrultusunda derin denizler, sadece teknik zorluklardan değil, barındırdığı aşırı koşullar yüzünden de bilimin hala tam olarak çözemediği alanlar arasında ön plana çıkıyor.

İnsan için ölümcül bir ortam olan aşırı basınç

Derin denizlerin temelde en bilinmez düzlemi, insan bedeninin bu tip ortamlara hangi sebeple dayanamadığıyla başlıyor. NOAA verileri doğrultusunda, deniz seviyesinden her 10 metre aşağı inildiğinde basınç yaklaşık bir atmosfer artış gösteriyor.

Okyanusların birkaç bin metre derinliğinde bu basınç, insan vücudunu saniyeler içinde hayati fonksiyonlarını yitirecek düzeye getiriyor. Bu durum, derin deniz araştırmalarının neden büyük ölçüde robotik sistemlerle uygulandığını da ortaya koyuyor.

Hiç aydınlanmayan karanlık bölge

Yaklaşık 1.000 metreden sonra güneş ışığı tamamen kayıplara karışıyor. 

National Geographic’in analizinde, bu derinliklerin altı “afotik zon” olarak adlandırılıyor ve burada doğal ışığın varlığından söz edilmiyor. Bu mutlak karanlık ortamda yaşamın sürdürülebilirliği, bilim insanlarının hala net açıklayamadığı konular kategorisinde değerlendiriliyor.

Bilinirliği olmayan canlılar ve sıra dışı yaşam biçimleri

Derin deniz biyolojisi başlığı altında yürütülen çalışmalar, okyanusların bu bölgelerinde yaşayan canlıların büyük bölümünün hala tanımlanmadığını belirtiyor. Smithsonian Institution’ın yayımladığı veriler ışığında insanlar her yeni keşifte, daha önce görülmemiş vücut yapıları ve davranış biçimleriyle karşı karşıya kalıyor. 

Spesifik olarak biyolüminesans, yani canlıların kendi ışıklarını üretmesi, derin deniz yaşamının en gizemli özelliklerinden biri olarak belirleyici bir rol üstleniyor.

Deniz tabanındaki hareketli ve riskli yapı

Derin denizlerin bilinmezliği yalnızca canlılarla sınırlı değil. US Geological Survey kaynaklı bulgular, okyanus tabanının sanılandan çok daha hareketli bir yapıya sahip olduğunu tespit ediyor.

Deniz tabanında aktif volkanlar, fay hatları ve ani çöküntüler bulunuyor. Bu jeolojik süreçler, deniz ekosistemlerini ve yeryüzündeki yaşama ciddi etki gösterebilecek potansiyele sahip.

Oksijensiz bölgeler ve kimyasal tehditler

Bazı derin deniz bölgelerinde oksijen seviyesi minimal düzeyde seyrediyor.

UNESCO-IOC’ta ifade edildiği üzere bu “ölü zonlar”, canlı yaşamını ciddi biçimde sınırlıyor. Ek olarak da, metan hidrat gibi yüksek enerji potansiyeline sahip gaz yapıları, hem çevresel hem de iklimsel riskler açısından bilim insanlarının yakından izlediği unsurlar grubunda yer buluyor.

Bilim neden hala kısıtlı kalıyor?

Derin denizlerin büyük ölçüde keşfedilememesinin ana etkeni, teknik ve ekonomik zorluklar.

Woods Hole Oceanographic Institution raporunda, aşırı basınca dayanıklı araçların geliştirilmesi, uzun süreli görevlerin yürütülmesi ve veri aktarımı oldukça maliyetli konumunda. Buna bağlı olarak okyanuslar, bilimsel olarak keşfedilmemiş son büyük alanlardan biri olmayı sürdürüyor.

Korku algısının bilimsel açıklaması

Uzmanların değerlendirmelerine dayanarak derin denizlerin “korkutucu” olarak algılanmasının zemininde insan psikolojisi de yatıyor.

 American Psychological Association, karanlık, bilinmezlik ve kontrol kaybının insan beyninde tehdit algısını tetiklediğinin altını çiziyor. Derin denizler, bu üç unsurun aynı anda bulunduğu nadir ortamlardan biri olarak kabul ediliyor.

Bilimin önünde yer alan son büyük sınırlar

Oşinografik ölçümler temel alındığında insanlık, bugün okyanusların yalnızca küçük bir bölümünü ayrıntılı biçimde inceleyebilmiş vaziyette.

Bilim insanları, derin denizlerin hem Dünya’daki yaşamın sınırlarını hem de gezegenin geçmişini kavrama perspektifinde kritik öneme sahip olduğuna işaret ediyor.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *