Suç olgusu, yıllar süren zaman diliminde sadece ahlaki bir tercih ya da toplumsal bir sorun olarak ele alındı. Ancak son yıllarda kriminoloji ile nörobilimin kesiştiği çalışmalar, suç davranışının beyindeki belirli bölgelerle ve işlevlerle direkt olarak bağlantılı olabileceğini gösteriyor.
Scientific American, New Scientist ve American Psychological Association (APA) gibi saygın bilim kaynakları kriterleri kapsamında, suç işleme eğilimi tek bir sebebe bağlı kalmayıp; beyin gelişimi, çevresel koşullar ve sosyolojik faktörler etki sergiliyor.
Dürtü kontrolü ve prefrontal korteks
Scientific American’a göre, suç davranışıyla en sık ilişkilendirilen beyin bölgesi prefrontal korteks. Bu alan, karar verme, risk değerlendirme ve dürtü kontrol sürecinde yetkili.
Ele alınan nörobilim çalışmalarında, şiddet kapsamı içinde olan suçlar işlemiş bireylerin bir kısmında prefrontal korteksin yeteri kadar gelişmediği ve işlevinin baskılandığı gözlemlenmiştir. Bu durum, kişinin sonuçlarını düşünmeden eyleme geçmesine ve anlık tepkiler vermesine zemin hazırlıyor.
Beynİn duygusal odak noktası: Amigdala
New Scientist’ın aktardığı üzere, amigdala adı verilen beyin bölgesi korku, öfke ve tehdit algısıyla yakından bağlantılandırılan ögeler arasında yer alıyor.
Bazı bireylerde amigdalanın aşırı tepkisel olduğu, bazılarında ise tehlikeye karşı yeterince sinyal üretmediği tespit ediliyor. Her iki durum da suç davranışıyla ilişkilendirilebiliyor. Aşırı tepkisel amigdala, saldırganlığı beraberinde getirirken; düşük tepkisellik, empati yoksunluğu ve riskli davranışların artmasına sebebiyet verebiliyor.

Beyin yapısı ve psikopati
Kriminoloji literatüründe sık bir biçimde masaya yatırılan psikopati konusu da nörobilimsel çerçevede inceleniyor. APA’nın yayımladığı çalışmalarda belirtildiği üzere, psikopatik eğilimlerde olan ve bunu sergileyen bireylerde empati, suçluluk ve pişmanlık duygularıyla ilgili beyin ağlarında farklılıklar saptanıyor.
Bu farklılıklar, bu kişilerin toplumsal kuralları ihlal etmeye yatkınlık göstermesine katkıda bulunabiliyor. Fakat uzmanlar, bu tablonun “kaçınılmaz suç” anlamına gelmediğinin özellikle altını çiziyor.

Çocukluk travmaları beynİn gelİşİmİnİ etkİlİyor
Bilim kaynaklarının ortak paydada olduğu bir diğer nokta, çocuklukta yaşanılmış olan ihmal ve travmaların beyin gelişimi üzerindeki etkisi.
Scientific American ve APA’ya çerçevesinde, erken yaşta maruz kalınan şiddet, istismar veya kronik stres, beynin stresle başa çıkma sistemlerini kalıcı olarak değişime uğratabiliyor. Bu değişimler, ilerleyen yaşlarda dürtü kontrolü sorunlarına ve antisosyal davranışların ortaya çıkmasına olanak tanıyabiliyor.
Beyİn suçu oluşturan temel sebep mi, rİsk faktörü mü?
Uzman görüşü, bu noktada net bir ayrım yapılmadığını belirtiyor. New Scientist’te sunulan değerlendirmeler ışığında, beyindeki dağılım farklılıkları suçun doğrudan sebebi değil, birer risk faktörü olarak analiz ediliyor.
Yani belirli bir beyin yapısına sahip olmak, kişinin mutlaka suç işleyeceği kalıbından dışarı çıkıyor. Eğitim, sosyal çevre, ekonomik koşullar ve bireysel deneyimler bu riskleri azalmasına ya da artmasına ortam hazırlayabiliyor.
Bİlİm neden temkİNLİ konuşuyor?
Popüler bilim yayınlarının tamamı, nörobilimin suç davranışını “mazur gösteren” bir araç konumunda olmasına karşı uyarıda bulunuyor.
APA, beyin araştırmalarının hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmadığını, ancak suçun önlenmesi ve rehabilitasyon politikaları için önemli ipuçları sunduğunu bildiriyor. Amaç, suçu biyolojiye indirgemek değil; daha yüksek etkili önleme stratejileri geliştirmek.