Emperyalizme karşı direnmeliyiz

Sevgili dostlar, son günlerde herkesin yoğunlaştığı bir konu malumunuz olduğu üzere Sedat Peker konusu. Bu konuda geçtiğimiz hafta başında bir yazı yazmıştım. Aslında biraz üstünkörü bir yazı idi. Ve bu açıklamaların ardından muhakkak ki bir takım hukuki işlemler gelmeliydi. Bugün konumuz bu değil. Çünkü herkes o kadar çok bu konuda konuşuyor ki, ben Sedat Peker ne demiş, Süleyman Soylu ne cevap vermiş, başka kimler araya girmiş, Binali Yıldırım ne demiş, falan gibi işi magazine dökmek istemiyorum.

Ben bugün olaya bir başka açıdan, Devlet açısından bakmayı istiyorum. Yani şöyle ki; Sedat Peker Balkanlar’dan çıkmış ve nihayetinde Birleşik Arap Emirlikleri’nde Dubai’de ikamete başlamış. Ve anlattıklarından belli ki Türkiye’de bilhassa geçmiş dönemlerde ve Mehmet Ağar’ın daha güçlü olduğu dönemlerde olan bitenlerden de oldukça haberdar. O zamanlarda da hatırlayanlar muhakkak vardır, “polis devleti” şikayetleri gerek muhalefet tarafından gerekse vatandaş tarafından oldukça dile getirilen bir durumdu. Ve o dönemlerde yapılan hukuksuzluklar, işkenceler, eziyetler oldukça konuşuluyor ama maalesef zamanın hükümeti bu hukuksuzlukların arkasında durduğu için kimse hukuken bir şey yapamıyordu. İşte belli ki bu dönemlerden, Sedat Peker’in oldukça bilgisi gözükmektedir.

Şimdi olayları biraz daha geriden alarak geleyim. Devlet’in içerisinde yer kapan terör oluşumları (buna FETÖ, PKK veya başka isimler diyebilirsiniz) bilhassa 2015 yılının başından itibaren Devlet’in müdahaleleriyle artık palazlanabilecek bir ortam bulamamaya başladılar. Aslında bu terör örgütlerinin adı hangi harflerden oluşuyorsa oluşsun, aslında temelinde tabiri caizse tasmanın ucu aynı yere bağlıdır. Yani bu yer de hepinizin malumu olduğu gibi emperyalizmin kalbi olan ülkelerdir. Ve bilhassa bu 2015 yılından itibaren “dilediği gibi at koşturamayan” bu emperyalist devletler, bu sefer kökten bir yıkım gerekliliğine inanarak, 15 Temmuz aşamasına getirdiler. 2016 yılının ortalarında bu emperyalist devletler “maşaları” olan, örgüt elebaşı Gülen, ABD’de keyif çatarken, FETÖ’ye burada halkı birbirine kırdırma üzerine bir senaryo oluşturdular. Tabii ki Devletine sonuna kadar bağlı olan Türk Halkı bu tür kuru gürültülere pabuç bırakmayacağını da tüm dünya-âleme göstermiş oldu.

Bundan sonra da emperyalizm saldırıları tabii ki son bulmadı. Hani okuyanlar bilirler daha önceki yazılarımda da zaman zaman yazmıştım: Eğer bir ülke kendi bağımsızlığı üzerine bir politika kurmak isterse, tabiri caizse “emperyalizme kafa tutarsa” küresel yaptırımlar baş göstermeye başlar. Bu durumun her zaman cefasını maalesef rahmetli Bülent Ecevit çekmiştir. Her iktidara geldiğinde ülkenin bağımsızlığını savunmuş ve ABD’ye kafa tutmuştur. Ve hep onun zamanında kuyruklar, yokluklar maalesef artmıştır. Çünkü dediğim gibi küresel yaptırımlar resmi olarak olmasa bile el altından tüm Dünya tarafından uygulanır duruma gelmiştir.

İşte Türkiye’nin geldiği aşama en yalın haliyle bu şekilde anlatılabilir. Ve de yıllardır MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin tecrübeli siyaset adamlığından yola çıkarak “beka meselesi” dediği konu işte tam da budur. Dünyada büyük ve söz sahibi olmak isteyen Türkiye’ye karşılık emperyalizmin oyunu ortaya sürülmektedir.

Peki, bu oyunda, “Devlet’e zarar vermek için yapılacak iş nedir” diye sorarsanız; satrançta olduğu gibi “şahı” almaktır. Devletin başı bugün itibariyle malumunuz Recep Tayyip Erdoğan’dır ve de Erdoğan’ı oyundan çıkartırsanız sistemi yeniden kurma şansına sahip olabilirsiniz.

Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın nereden bakarsanız bakın kendi başına en az yüzde 30 oyu var. Kendi başına en az yüzde 30 oyu olan bir lideri seçim hileleriyle yıkma şansınız olamaz. Mecburen yıpratacaksınız ve yüzde 30 desteğinin olmadığı “uluslararası politika arenalarında” hesaplaşmak isteyeceksiniz. İşte önce Reza Sarraf’la başlayan çalışmalar, şimdi de Sedat Peker’le devam göstermektedir. Bunların “ifadeleri” uluslararası arenada “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hesap verme aşamasına” hizmet ettirilmeye çalışılmaktadır.

Şimdilik, daha detaya girmeden burada bırakıyorum bu konuyu. İnanıyorum ki herkes kendi mantığı çerçevesinde bir değerlendirme yapar ve alacağı kadarını alır diye düşünüyorum. Tabii ki suç işleyenlerin hangi görevde olursa olsun, ister bakan olsun, ister eski bakan olsun, isterse de eski veya yeni bürokrat olsun, onların işledikleri suçun hukuki karşılığını Devlet muhakkak saklı tutacaktır.

Bu arada hiç kimse bu yazıdan siyasi bir mesaj falan çıkarmasın. Şimdi Ak Partililer bir yerlerini beğenmez bizi topa tutar, muhalefet partililer bir yerlerini beğenmez bizi topa tutar. O nedenle ben söylemiş olayım, partizan eleştirilerle bakmayın bu yazıya ve beni de partizanca eleştirmeyin. Teorik olarak ne zaman isterseniz tartışırız. Sadece olaya Devlet açısından bakmaya çalıştım. Siyasi partileri seçimler yaklaşınca değerlendiririz.

Benim son olarak söyleyeceğim, olaylara Devlet’in çıkarları adına bakmak gerekir. Partizanca bakma devri ülkemizde de yavaş yavaş geride kalmaktadır. Her vatandaş ülkenin çıkarlarını ön plana almakla yükümlüdür.

Dostlukla kalın.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum