LA TAM MAL’ DAN MASALLAR “ ATATÜRK BİR İNGİLİZ AJANIMIDIR ? “

Savaş Bektaş

LA TAM MAL’ DAN MASALLAR  “ ATATÜRK BİR İNGİLİZ AJANIMIDIR ? “

La Fonten i duymayanız yoktur sanırım çok güzel çocuk masalları vardır en sevdiğim masalı ise Tilki ve Karganın hikayesidir.  işte bu yazımızda onun yerlisi La Tam Mal ‘ın masalını inceleyeceğiz. La Fonten masallarında insanlara genelde hayvanlar üzerinden güzel öğütler ve hayat dersleri verirken yerlisinin bize sunduğu masal küçük bir çocuğun bile inanabileceği türden olmadığı gibi komikte değil. Tabi ki asıl suçlu La Tam Mal değil asıl suçlu bizleriz evet bizler yanlış duymadınız tilkiye inanıp sonra ağzımızı açıp aval aval bakan bizler. 100 senedir İngiliz Ajanı olarak itham edilen kişinin yapmış olduğunun üzerinden geçinip onu anlayamadığı için anlatamayan bizler. 100 senedir üretmeyen, çalışmayan, okumayan, araştırmayan ve geçen zamanın hesabını tutamayan bizler. La Tam Mal gibi adamlara inanan bir kitlenin oluşmasındaki asıl sebep olan Milli Eğitim Sistemini sorgulamayan Atanın kurmuş olduğu eğitim sistemini yerle bir eden bizler. La Tam Mal gibiler ise hiç durmadı kendilerine inanacak düzeyde kitleyi yaratabilmek adına gece gündüz durmak bilmeden çaldılar pardon çalıştılar ve didindiler. Konular derin o yüzden konuyu dağıtmadan asıl konumuz olan masala dönelim biz.

İngilizcesi agent olan ajan kelimesinin anlamını anlayarak işe başlamak istiyorum çünkü bütün sır bu kelimede gizli aslında. Kelime tam olarak bir devlet veya kuruluşun gizli amaçları ve çıkarları için çalışan kimse, casus anlamında kullanılıyor. Bu durumda Atanın ajan olabilmesi için İngiliz Devletinin gizli amaçlarına ve çıkarlarına hizmet etmesi gerekmektedir. Her türlü ihtimali göz önünde bulundurarak açık kapı bırakmayacak şekilde bu iddianın ne denli temelsiz olduğunu hep beraber gözlemleyeceğiz. Gözlem ve analizlerimizin belgeli olmasına özellikle dikkat ederek konunun cevabının ithamdaki gibi safi dedikoduya bağlı kalmamasına özenle dikkat edeceğiz. Konuyu incelerken iki bölümde inceleme yapacağız birinci bölümde Atanın başlatmış olduğu Türk Devriminin özellikle İngiltere üzerindeki etkilerini inceleyeceğiz, ikinci bölümde ise Atanın Devriminin dünyadaki yankılarını ve Atayı inceleyeceğiz.

Savaş Sonrası İngiltere

1.Dünya Savaşı sonrası kazanan tarafta olmasına rağmen savaşın en fazla kaybedeni olmuştur güneş batmayan ülke bu kaybedişlerin gerekçelerini bölümler halinde inceleyeceğiz.

İç Siyasi Gelişmeler

Savaş öncesi kahraman olarak görülen ama savaş sonrası savaş çığırtkanlığı ile suçlanan Lloyd George yi anmadan olmaz. İngiltere eski Başbakanı David Lloyd George, 28 Temmuz 1923´te, The Daily Telegraph Gazetesinde Lozan Antlaşmasından sonra Türkiye ile ilgili bir makale yazdı. Bu makale bile okuyan araştıran bir insan için yeterli bir argümandır ama biz devam edeceğiz.

Makalenin ilginç bölümlerine kısa kısa değinirsem sanırım biraz daha açıklayıcı olacaktır.

“anlaşmanın medeniyet açısından yarattığı felaketin boyutunu ölçebilmek için müttefiklerin Türkiye´deki savaş gayelerinin kısa bir özetini vermek gerekmektedir. Bilhassa geçtiğimiz yüzyıla ait deneyimler, Türklerin egemenlik alanındaki hiçbir bölgede Hristiyanların mülklerinin, haysiyetlerinin ve canlarının Türklere emanet edilemeyeceğini açık bir şekilde göstermiştir. Dolayısıyla 1915 yılının ilk aylarında, Fransa, Rusya ve bizim aramızda, savaşın sonunda Türkiye´nin büyük bölümünün tüm nüfusuyla birlikte bölüşülmesini öngören bir dizi anlaşma yürürlüğe girmiştir.(Sykes-Picot Anlaşması )

Kilikya ve Suriye Fransa´ya, Mezopotamya Britanya´ya, Ermenistan ve Konstantinapolis ( İstanbul ) Rusya´ya verilmiş, Filistin´in Britanya ve Fransa´nın ortak kontrolüne bırakılması öngörülmüştü.  Arabistan´a bağımsızlık verilecek ve büyük oranda çölden oluşan fakat Doğu´nun bazı önemli şehirleri olan Şam, Humus ve Halep´i de içeren bir bölge, kısmen Fransa kısmen de İngiliz himayesinde yeni bir Arap Devleti haline getirilecekti. İzmir ve civarı, savaşta müttefik kuvvetlerine katılmayı kabul etmesi durumunda Yunanistan´a verilecekti. Boğazlar yabancı askerden arındırılıp garnizona dönüştürülecekti.”

“ Ankara´dan gelen raporlar, barışın orada büyük bir Türk zaferi olarak selamlandığını söylüyor ve gerçekten de öyle eğer Türkler devlet yönetmede balık tutmada oldukları kadar iyi olsalardı, devletleri dünyadaki en dişli imparatorluk olurdu. ne yazık ki Türkler dünyanın en kötü yöneticileri ve sorun da burada başlıyor hem kendi sorunları hem de kaderinde Türkler tarafından yönetilmek olanların sorunları.”

“ böylece Türkiye konusunda müttefiklerin savaş politikasının ne yönde olduğunu kısaca ortaya koymuş oldum. Sevr anlaşması, bu politikayı çok önemli birkaç yönden ciddi derecede değiştirmiştir.Bu anlaşmaya göre Konstantinapolis, Kilikya ve Güney Anadolu Türklere bırakılıyordu. Ermenistan bağımsız bir devlete dönüşüyordu. 1915´teki ilk öneriye yöneltilebilecek birçok itiraz vardı, çünkü esas olarak Türk ve Müslüman nüfuslu olan Kilikya ve Güney Anadolu´nun Hristiyan yöneticilere verilmesi düşünülüyordu.

fakat Sevr planı esasen kuvvetliydi ve gerçekleştirilmesi durumunda, anlaşma koşullarına göre Türkler tarafından yönetilmekten sonsuza kadar kurtarılacak olan milyonların durumuna katkı sağlayacaktı. Ayrıca bir zamanlar oldukça cömert olan bu toprakların verimliliğinin yeniden sağlanması ve dolayısıyla doğal güzelliklerin artırılması için Türkiye´de yaşayan çalışkan ve aklı başında Ermeni ve Yunan nüfusa fırsat vermesi açısından genel olarak tüm dünya bu işten kârlı çıkmış olacaktı.

Bu verimliliği yok eden barbar istilası, Sevr anlaşması ile iç kısımlara doğru itilmiştir. Lozan anlaşması bu etkiyi genişletip yönünü Karadeniz´den Akdeniz´e çekmiştir. Sevr´in nedenlerini ve sonuçlarını böylece açıklamış oldum. Fakat Lozan neden gerçekleşti?  bu uzun bir hikâye ve milletler ve devlet adamları arasındaki ileri görüşsüzlüğün, vefasızlığın, bencilliğin ve korkaklığın bir birleşimidir ve hepsinden öte, bu meselede kader kötü yüzünü gösterdi. Rus devrimi, bu büyük devleti, sorunun Türkiye´deki ezilen ırkların korunması çizgisinde çözüldüğü bir denklemden çıkardı ve devletin gücünü ezen tarafın hizmetine sundu.

Başkan Wilson, Ermenilerin mandasını Amerika Birleşik Devletleri´nin üstlenmesi konusunda istekliydi başarılı olsaydı şu anda ne kadar farklı bir hikâye anlatıyor olacaktık! gelecek nesiller ne kadar farklı bir hikâye anlatacaktı! başkan´ın sağlığı kötüleşti ve Amerika onun insani planlarının hiçbirini gerçekleştirmedi.

Ardından Sonnine, Quirinal Sarayı´ndan ayrıldı. Onunla birlikte, geçmişte medeniyetin üç kıtaya yayılmasında oldukça payı olan eski İtalyan kolonileşme hayalleri de yok oldu. Onun halefleri daha basit adamlardı. Sürdürdükleri daha az maceraperest ve daha ılımlı politikaların İtalya´ya en iyi şekilde hizmet ettiği konusunda hala şüphelerim var. Bu konuda da son kararı gelecek verecek. “

“ nihai felaket, Yunan ordusunun Anadolu´ya kahramanca fakat aptal bir şekilde yürümesiyle ve bunu izleyen kaçınılmaz geri çekilmeyle başladı. Bu felaketi tamamlayan şeyse Konstantin´in hanedanlıkla bağlantılı sebeplerden ötürü, akli durumu tıbbi yönden inceleme altında olan akıl hastası bir generali Anadolu´daki askerlerin başına getirmesiydi. Yunanlar düzgün bir şekilde yönetildiklerinde kahramanca savaşırlar fakat iyi yönetilmediklerini anladıkları anda aynı Fransızlar gibi özgüvenleri ve onunla birlikte cesaretleri de kaybolur.

Kemalist saldırı yunan hatlarına ulaştığında, yunan ordusu mağlup olmuş ve tam geri çekilişe geçmişti. bu saldırı paniği beraberinde getirdi, panikse bir zamanlar iyi bir ordu olan Yunan Ordusunun tamamen yıkılmasına yol açtı. “

Bu makale başlı başına her şeyi anlatıyor aslında ama bizim cahillere gel anlat bu durumu. Lozan Hezimeti dedikleri olayın aslında neleri engellediği makalede tek tek en yetkili ağızdan anlatılmıştır. Konumuza açık kapı bırakmamak adına devam edeceğiz Perşembe günü görüşmek üzere…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.