Kaygıların Geleceği Katli

Savaş Bektaş

İnanılmaz bir susuzluk çekiyorsun vücudun titriyor uzuvlarına olan hakimiyetini kaybediyorsun ve bu tehlikeli duruma rağmen bilincini kaybetmemeye çalışıyor sürekli aklına yeminini ve ideallerini getiriyorsun. İki iri ve silahlı ajanın başında beklediğini, karar vermen için sana baskı yaptığını ve hayatının bu çıkmaza nasıl hızlı bir biçimde ulaştığını sorguluyorsun. Susuzluğun verdiği yakıcı hissi dağıtmak için eski günleri hayal ediyor ve o günlerde nasıl huzurlu olduğunu aklına kazımaya çalışıyorsun. Aklındaki bu amansız düşünce savaşını, bilincini kaybetmeden sonlandırmak zorunda olduğunu biliyor ama vücudunun çılgınca arzularını görmezden gelemiyorsun. Son bir gayretle hayatını bu çıkmaza sokan geçmişini sorgulamaya başlıyorsun.

İdealleri olan bir çocuğun legal olduğunu düşündüğü ama ailesi tarafından nasıl bir tepkiyle karşılaşacağını bilmediği bir örgütteki ilk toplantısı ve o toplantıda kafesine sığmayan küçük bir kuş gibi çırpınan yüreğini hatırlıyorsun. Sekiz on kişinin olduğu bir odada en küçük katılımcı olmanın verdiği çekingenlik ile sloganlar ve sert söylemler üzerine yapılan konuşmaları heyecanla dinleyen küçük çocuğu görmek için zaman makinesine binip o günlere dönmüş gibi kalbindeki o eski çırpınışları hissediyorsun. O günlerde ne kadarda kolaydı seçim yapmak önüne koyulanları analiz eder ve hemen sonuca odaklanırdın.

Lise ve üniversite yıllarımda ona yakın siyasi sivil toplum kuruluşu ile temasım, üyeliğim ve yöneticiliğim olmuştu ve hayatımın en güzel zamanlarıydı. Yüzlerce eyleme katılmış coplanmış ve karşıt görüşlülerden iki kez ciddi boyutlarda dayak yemiştim. Her şeye rağmen inançlı ve azimliydim. Yerel ve ulusal dergi ve gazetelerde yazı ve şiirlerim çıkıyordu. Hayatın bütün sorumluluğunu babama yıkıp kendime ait bir cennet yaratmıştım. Üniversite bitmiş hayalim sonlandırılmıştı. Yaşam kaygısının yükü sırtıma binmişti ya da ben o ağırlığı hissetmeye başlamış denge kurmak adına önceliklerime şekil vermeye çalışmıştım.

Genç bir mühendis olarak kendi işime başladığım günlerde hedeflerimde değişimler başlamış hayata bakış açım çevresel faktörlerle beraber deforme olmaya başlamıştı. Aslında bu değişime sadece paranın ya da yaşam kaygısının etkisi olduğunu söylemek kendime haksızlık olurdu. İnandığım değerlerin savunucusu adamların hayatı ve bana sundukları beni paradan daha çok yormuş ve yıpratmıştı. 29.olağan genel kurulda genel başkanı desteklemek adına yola çıkmış salonda yapılan haksızlıklara dayanamamış zayıf olana destek vermiş ve sonucunda aforoz edilmiştim. Bu aforoz geri dönüş yolunda  bile yalnızlığıma sebebiyet verecekti. Sanırım genç olmam sebebiyle evime bırakıldım ama yolda bırakılmadım. Sonrasında gelişen olaylar ve inandığın partiye üye olamamanın veya üye yapılmamamın verdiği üzüntü ve gençliğin harareti ile siyasi hayallerimden uzaklaştım. Yaşam kaygısı, aforoz edilmek ve önceliklerimin değişmesi bende hem ruhen hem de inanç anlamında önemli değişikliklere sebebiyet verecekti.

Siyasi yönden hayatıma yön veren bütün hayallerime bir ara vermiş tamamen yönümü hayata dönmüş ve hayat yolunda hızlı bir şekilde basamakları çıkmaya başlamıştım. Vazgeçmiş olduğum temel ilkelerden ve hayalimden uzakta yapay bir mutluluk vahası oluşturmuş hayatımı o vahada geçirmeye başlamıştım. Düşününce ergenlik ve gençlik yıllarımın vahaları hep beni mutlu etmek üzerine kurguluydu ve bu kurguların artık neden beni mutlu etmediğine hayretler içerisinde kalarak düşün dünyamda cevaplar bulmaya çalışıyorum.

Çektiğim susuzluğu yaşam pınarımdan karşılayamamamın sebebini sorgularken bunun sebebinin yaşam pınarının kirletilmiş olduğunu görmemi sağladı. Temel çözümüm ergenlik, gençlik ve iş hayatı dönemlerimde hep tutunacak bir dal bulmam ve yaşam pınarını bu dalın sunduğu umutlarla beslememdi. Peki bu pınarı kirleten benmiydim yoksa yaşadığım dünyamı.

Toplumun dizayn edilmesinde görev almazsan dizayn edilen topluma göre yaşamak zorunda kalırsın. Ben başkalarının benim hayatımı dizayn etmesine izin vermiştim. Yaşam pınarlarımın tek tek kurutulmasını izlemiş ve çare olmak adına hiçbir şey yapmamıştım. Hayatımda bir denge kuramamış ve bana sunulan vahada her normal insan gibi kısa sürecek mutluluğumun tadını çıkarmıştım.

Dengeden bahsederken hayatın dizaynının siyasetin işi olduğu bize unutturuldu ve hepimizi kendi vahamızda bir sürü haline getirmeyi başardılar. Gelinen noktada hepimizin pınarları kirlenmiş ve yozlaştırılmış durumda. İnandığım değerlerin yozlaştırılmasına izin vermem basit hayat kaygılarına yenilmem benim tamamen acizliğimden kaynaklı sorunlar.

Hayatımı tamamen siyaset üzerine kurgulamamın da doğru olmadığını biliyor ve dengeyi kurup korumam gerektiğini biliyorum. Kendi yaşam pınarlarımın başkaları tarafından kurgulanmasına hayır diyerek başlayacağım ve bu hayır inandığım değerler üzerinden savaşıma kaldığım yerden devam edeceğim şeklinde belirdi.

Hayır artık sol ile sağın aynı şey olduğunu ve dış güçlerin kurgusundan ibaret olduğunu düşünmeyeceğim. Çünkü sağ zihniyet statükocu, gelenekçi ve eskiye ya da sürüp gelene bağlı muhafazakar ve tutucu bir anlayışa sahipken sol ilerici toplumcu ve gelişime dönük bir yapı özelliği taşımaktadır. Orta okulda okuduğum çarpıcı kitapların bende oluşturduğu çarpıcı etkiyle beraber kafamda yıkılan bütün geleneksel yapının yerini alan ilerici, akla ve bilime dayanan sistemlerin yolunda yürümekten asla vazgeçmeyeceğimi ve bütün gerici sistemlerle savaşacağımı yaşamım ve kaygılarım devam ederken bile durmayacağımı geç olsa da anlamış bulunmaktayım.

Yaşam pınarlarımızın yeniden umuda açılmasının tek şartının toplumsal kabulümüzün değişmesi ile mümkün olacağını belirtmek isterim. Gerici statükocu muhafazakar kafa yapısı ile bu pınarların yenilenmesi mümkün gözükmemektedir. Bu ülkenin ihtiyacı olan yaşam pınarının yaşama uygun hale getirilmesi için adaletin, hakkın, eşit gelir dağılımının ve liyakatin akıl ve bilimin öncülüğünde yeniden dizayn edilmesi ile mümkün olacaktır.

Sağ politikalar gerçekten bu çözüme cevap verebilecek kapasite ve düzeyde midir ?

Sorgulamamız gereken bu gerçektir ve bu gerçeğin bu ülkede işaret ettiği tek yol sol bir hükümetten geçmektedir. Yaşam kaygımızın sebep olduğu apolitik insan olma dürtüsü ve geleneksel bakış açımızın değişmesi gerekmektedir. Bütün toplumsal katmanların özellikle gençleri hayatları boyunca politik olmaya yönlendirmeli ve olaylara bakış açılarının bilime ve akla uygun olması tembihlenmelidir. Apolitik yaşanmışlığın bende oluşturduğu deformasyon ve kabulleri en sonunda beni ve toplumu çıkmaza sokmuş ve çaresizlik hissine sebep olmuştur. Çaresizlik ve apolitik olmayı bir kenara bırakıp yeniden çocuklarımız ve kendimiz adına politik yaşam inancına sahip olmalıyız.

Politik olmayı başardığımızda aklımıza gelecek ilk soru şu olmalıdır. Bu ülkede adalet, hak, hukuk ve liyakat gerçeği nasıl kusursuz tesis edilebilir. Bu gerçeği tesise kim daha yetkin ve vasıflıdır. Bütün hatalı kabüllerimizden sıyrılıp yeni bir bakış açısı sağlamamız gerektiğini neden göremiyoruz. Haydi hep beraber kendi özeleştirimizi yapıp ülke geleceğine nasıl bir yön vermemiz gerektiğini düşünelim. Bu isyanı bu ülkede yanlış giden her türlü olaya ayrı ayrı sunarak hepsine ayrı ayrı çözümler sunacak iradeyi seçerek yapalım. Bu iradeyi gösterebilecek donanımda, akla ve bilime hizmet eden kaç siyasi damar var bu ülkede ?  

Samimi bir şekilde öz eleştirisini yapan her birey bu ülkede artık solcu olduğu gerçeğini tartışmasız kabul edecektir. Deneyin göreceksiniz…           

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.