Barışı Savunmak İnsanlığın Görevi

Nihal Şahsenem Akköse

Geçtiğimiz gün Dünya Barış Günü’ydü. Tüm dünya ekmek gibi, su gibi barışı arzuluyor. Dünya Barış Günü’nde ‘barış’ unutuldu. Öyle bir dönemdeyiz ki insanlar artık barışın ne olduğunu bilmiyor. Şaka gibi ama değil. Maalesef vaziyet bu. Dünyamızda yaşanan felaketlerden, savaşlardan ve koronavirüs salgınından dolayı Dünya Barış Günü’ne yeteri kadar önem verilmedi diye düşünüyorum. Başımız öyle kalabalık ki Dünya Barış Günü’nün geldiğini unuttuk.

Tüm bunlara rağmen insanlar öncelikle barış istiyor. Mesela yılbaşında sorarlar ya da yılbaşı ile ilgili mesajlar paylaşılır ve ‘dünya barışı’ temennisinde bulunulur. Çünkü barış varsa huzur da vardır. Çatışma, açlık, yoksulluk yok. Memleketinden göçme zorunluluğu yok. Anaların feryadı, gözyaşı yok. Bunlardan dolayı barış ister herkes. Barışı savunan şahsiyetler arttıkça savaştan beslenenlerin, savaş isteyenlerin gücü de oyunları da azalıyor. Bu sebeptendir ki barıştan ve insan haklarından yanayım.

Barışı savunmak tüm insanlığın görevi. Öyle zararı, maliyeti de yok. Belli başlı riskleri var tabii. Mesela savaşta ısrar edenlerin zoruna gidebilir barış istemek. İç çatışmalardan nemalananlara hedef olabilirsiniz. Barış çok zor gibi görünse de eninde sonunda yollar barışa çıkar. Yıllarca süren çatışmalar ve savaşlar barışla sonuçlandı. Sonunda barış olmayan savaş varsa söyleyin. Her savaşın sonu barışa bağlanır.

İçinde bulunduğumuz şu süreç içerisinde, zorlu koşulları da göz önüne alarak barışta ısrarcı olmamız gerekiyor. Hangi partili olursanız olun, hangi ideolojiyi savunursanız savunun, barış için ortak paydada buluşulmalı. Salgın, yangın, sel, deprem gibi afetlerin yaşandığı bir dönemde çatışmanın hiçbir faydası yok.

Herkesin geçmiş 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü kutluyorum. Sağlıcakla kalın.