Soru neden sorulur?

Mithat Direk

Dünü kaçırdığımız, yarını da bilmediğimiz için insan önce kendisine soru sormakla başlamalıdır. Bu konuda birçok yazar, çizer, düşünür önce kendisini sorgulamıştır. Öyle ya insan olarak diğer canlılardan farklı olarak gelişmiş bir beyin yapısına sahibiz. Beynimiz bize sürekli soru sormakta ve buna göre davranışlarımızı şekillendirmektedir. Zaten beyin geliştikçe şüpheci bir durum alır ve her şeyi sorgulamaya başlar. Sorguladıkça da şüphecilik durumu artar. Bilim insanlarının sorgulamacı yapısı diğer insanlara göre daha fazladır. Zaten bilimin özü de sorgulamadır. Ancak genelde soru sorma, çocuğun beynini kullanmaya başladığı ilk anlarda, 3 yaşından itibaren başlar ve giderek artar. Bu yaşlarda sorular etrafı tanıma anlamındadır ve masumanedir. Bu bakımdan çocukların sorularını yetişkinler anlamaz. Çocuklar apaçık kral çıplak diyebilmektedir. Daha sonra sorunun büyüleyici gücü ortaya çıkar. Yetişkinlik çağında soruların şekli ve anlamı farklılaşır. Soru masumane bilinmeyeni değil, tuzağa yöneltmeyi ya da alt etme bağlamında, bilinen, kendi istediği cevapları almaya yönelik olur. Kendi istediği cevapları alamayan ise hırçınlaşır, saldırgan bir davranış gösterir. Bu bakımdan geçmiş dönemlerde yaşayan büyük alimler çelişkili ya da iki cevaplı soruları cevaplamamış, sadece davranış ile cevap vermişlerdir. Zaten sorunun içeriğine bakınca bunun bilgi almaya yönelik merak ile mi yoksa tuzak amacıyla mı olduğu kolayca anlaşılır. Masumiyetini kaybeden soru, insanı şüpheciliğe bu da yanlışa götürür. Çocukluk basit soruların cevaplarının alınabileceği masumluklar ile doludur. Sonraki zamanlarda ise masumiyet giderek insanı tuzaklara çekmeye başlar. Eğer doğru ve yeterli birikim kazanamamış ise kişiler soru sormayı yasaklar. Bu durum ise bağnaz, hoşgörüsüz bir ortamın doğmasına neden olur. Soru sorma inançları da sorgulamaya yönelik bir süreç içerir. Her şeyin bir nedeni olduğuna göre soruların da mutlaka bir cevabı olmalıdır. İşte inanç sistemleri bu nedenle sorgulanmayı istemez. Oysa kâinatı yaradan Allah, insana aklı ile kendisini bulmasını istemiştir. Kuran bu bakımdan rehberdir. Kuran okuyan aynı zamanda bugün pozitif bilimler dediğimiz matematik, fizik, biyoloji gibi bilimleri de iyi bilmelidir. Aksi durumda inançları zayıflayacağı için kolayca Kuran dışına çıkabileceklerdir. Dikkat edilirse şüphecilik bağlamında pozitif bilimleri araştıran birçok bilim insanının Kuran ile buluşması sonucu, Kuran’ın değişmez bütünlüğünü kabul etmesine neden olmuştur. Bunun en güzel örneğini Kaptan Jacques-Yves Cousteau göstermiştir. Öyleyse sorunun kendinden korkmamak gerekir. Ancak günümüz kapitalist sistemi soruyu insanın geleceğine yönelterek, onu kolayca tuzağa çekmekte kullanmaktadır. Bu da onun yönetilmesinin kolaylaşmasına neden olmaktadır. Oysa gelecek herkes için belirsizdir. Belirsizliğin satın alınması diye de bir durum söz konusu değildir. Bununla birlikte haberleri izleyin hemen hepsinde geleceğin satın alınmasına yönelik konuşmaların olduğunu görürsünüz. Gelecek satın alınabilir mi? Kapitalist sistem geleceği satın alma üzerine sermaye birikimini artırmıştır. Oysa geçmişte büyük başarılar kazanan insanların gelecek satın alma gibi bir dertleri olmamıştır. Ancak görülüyor ki geçmişte olduğu gibi bugün de geleceği satın almaya yönelik çalışmalar süregelmiştir. Oysa çok iyi biliyoruz ki onlar bu dertsiz halleri ile bugünleri satın alarak kalıcılık kazanmışlardır. Bizde gelecekte kalıcı olmak istiyor isek öncelikle bugünü doğru yaşamak zorundayız. Ancak bu şekilde gelecekte kalıcı olabiliriz.