İslam Düşüncesini Ekonomik Yapıya Dönüştürmek

Mithat Direk

Öncelikle kapitalist bir sistem anlayışı ile İslami yapıda bir ekonomik sistem kuramazsınız zira kapitalist ekonomik sistem ile İslam düşüncesi birbiri ile zıt kavramlardır. İslam, varlığa şükretmeyi, yokluğa sabretmeyi ve her zaman tefekkür etmeyi öneren bunun için insana görev yükleyen bir felsefeye dayanır. Kapitalist sistem ise varlığı daha da çoğaltmayı, yokluğu kullanmayı ve insanı biricik yapmayı önceller. Oysa İslam’a inanan herkes bilir ki biricik olan Allah’tır. İnsan ise sıradandır. Bu nedenle İslam düşüncesinde zengin olmak iyidir ancak bunun etrafına kol kanat germe anlamında olması gerekir. Aksi durumda zenginlik insanı Allah’tan uzaklaştıran bir yapıya dönüşür.

Diğer bir İslami düşünce yapısındaki olmazsa olmaz kural ise insanın faydalı olmak üzere çalışmasıdır. Oysa kapitalist düşüncede insanın çalışması değil, diğer insanları çalıştırması ve onları kullanması esastır. Böylece birilerinin sırtından kazanç elde etmek, İslam düşüncesine göre helal değildir. Bu bakımdan İslami düşünce helal ve haram gibi ince bir çizgiye dayanır. Helal ve haram içinde amanın olmadığı kesin kurallar içerir. Bu durum İslam’a inanan ve ben Müslümanım diyen herkesin kesin çizgisidir. Buna bağlı olarak herhangi bir işi yapanın öncelikle bu iş helal mi diye düşünmesi gerekir. Aksi durumda o iş yapılmamalıdır.

İkinci husus ise iş helal olsa da yapılan eylem, diğer bir deyişle tamamlanan faaliyetin sonrasında gönül rahatlığı ile elhamdülillah kavramında helal bir işin tamamlanması olarak görülmekte midir? konusu geçerlidir. Bu bakımdan yapan ile yaptıranın iş bitiminde helalleşmesi önemlidir. Oysa kapitalist sistem içinde tüm bu faaliyetler geçersizdir. Reklam sistemin en büyük silahıdır. Reklam ise insanın kandırılmasına aracılık eden bir aldatmacadır. Diğer bir deyişle kapitalist sistemin silahı reklamlardır. Böylece hemen her gün yüzlerce kurşun ile insanlar zehirlenmektedir. Oysa İslam anlayışında bu tür eylemler yoktur.

Reklam ancak insanın işini iyi ve doğru yapması sonrasında diğer bir kişi tarafından tavsiye edilmesi ile gerçekleşir. Bu nedenle dünya yüzeyinde İslam anlayışına uygun sistem üretecek devletin öncelikle reklam kısmına düzenleme getirmesi gerekir. Aksi durumda sadece adı olan ancak içi boş söylemlerin İslam düşünce yapısı ile çok da ilgisi bulunmamaktadır. Düşünce yapısını geliştiremeyen daha doğrusu felsefi altyapısı olmayan sistemler temelsiz binalar gibi olurlar. Bu nedenle İslam ekonomisinin uygulanması öncelikle felsefi altyapının kurulması ile mümkündür.

Diğer durumlarda altyapısız, temelsiz birtakım uygulamalar olarak kalır. Nitekim kendisini İslam ülkesi olarak tanımlayan ülkelerde bile haram faaliyette bulunan bankalar en güvenilir kurumlar olarak tanımlanıyorsa, orada İslam ekonomisinden bahsetmek mümkün olmaz. Ekonomisi İslam’a dayanmayan ülkelerin ise adı İslam olsa ya da olmasa bir anlamı olmaz. Bu bakımdan insandan başlayarak sistemi fert fert kurmadıkça İslam ekonomik sistemine ulaşmak zordur. Bu durum ferasetli yönetimler ile gerçekleşebilir.