TARİHİN TILSIMLI GÖMLEKLERİ

Mehmet Gündoğdu

Bir şeylerden korkan ilk çağ insanları bazı zaman korktuklarına tapınmışlar, bazen de başka şeylerle korkularından kurtulmaya çalışmışlardır. İnsanların korkuları bu gün de vardır, yarın da var olacaktır. İnsan, bilmediği tanımadığı şeyden ya korkar ya da onu kutsallaştırır. Aya, güneşe, yıldızlara, taşlara, dağlara falan tapınmaların altında yatan gerçek; bu korkuların sonucunda oluşmuş olgulardır. İnsanların bu korkuları sonucu; toplu ayinler, büyüler, tılsımlar, koruyucu kabul edilen nesneler, muskalar, geleceği öğrenme isteği ortaya çıkmıştır. Bir tür kutsal önder sayılan topluluk tarafından kutsallaştırılmış bazıları, bu işlerin temelini atmışlar ve gelecekteki olaylara yön vererek insan topluluklarının korkularını yenmeye  çalışmışlardır.

Bu kısacık açıklamadan sonra sıra geldi asıl  konumuz olan tılsımlı gömleklere.

Selçuklu döneminden Osmanlı döneminin sonuna kadar padişahlar, şehzadeler, vezirler, nazırlarla sarayın üst düzey yöneticilerinin çoğu özel olarak hazırlanmış muskalarla bezeli tılsımlı gömlekler giyinmişlerdir. Bu gün Topkapı Müzesinde padişah ve şehzadelere ait 87 tılsımlı gömleğin bulunduğu biliniyor. Bu gömleklerden bir tanesi de Mevlana’ya ait olup halen Konya Mevlana Müzesi içinde sergilenmektedir.

Bu tılsımlı gömlekler sık dokunmuş beyaz patiskanın üzeri parlatılarak hazırlanmış olup; üzerlerine koruyucu kabul edilen ayetler, muska tılsımları, ebcet hesabıyla kodlanmış harf ve rakamlar yazılırdı. Bunlardan başka minyatür tekniği ile çizilmiş somut ve soyut çizimlerle bu gömlekler birer sanat  eseri haline getirilirlerdi. Çıplak tene giyilen bu gömlekler; hiç yıkanmazlar, bazıları kuşaktan kuşağa geçer bazıları da kişiye özel hazırlanırdı. Tılsımlı gömlekler hazırlanmadan önce, zamanın din bilgesi kabul edilen kişiler gömleklerin üzerlerine yazılacak ayet ve duaların listesini çıkarırlar, müneccimbaşı uygun bir gün ve saat belirttikten sonra hattat ve bezekçiler yazıp çizmeye başlarlardı. Konuyla ilgilenen tarihçiler bu uğraşın en az birkaç ay, en çok dokuz yıl kadar sürdüğünü yazmışlardır.

Murat Aykaç Erginöz, Mehlika Orakçıoğlu, Prf. Dr. Hülya Tezcan gibi araştırmacılar bu konuyla ilgilenenerek uzun süren çalışmalar yapmışlarsa da gizlenmiş bazı kodları çözemediklerini açıklıyorlar. Bu araştırmacılar,  harf ve rakamlardan oluşan gizli kodların çözülmesiyle yepyeni bilgilerin ortaya çıkacağını ve tarihin bilinmeyen kısımları kalmayacağını savunmaktalar.

Bu tılsımlı gömleklerle ilgilenenler yalnızca tarihçiler değil; dokumacılık tekniği ile ilgili uzmanlar 8000 tel iplik üzerinde patiskanın nasıl dokunabildiğini merak ediyorlar. Bu gün bile bu sıklıkta bir bezin dokunamadığını söyleyen uzmanlar, şimdilik bu işin püf noktasını çözemediler. Uzun yıllardan beri tılsımlı gömlekler üzerinde çalışan başka araştırmacılar da var. Kimileri bu gömlekler yazılıp çizilirken kullanılan ve henüz solmadan kalabilen yazıların, şekillerin, bezeklerin boyalarını merak ediyorlar, bazıları gömleklerin kuytu bir yerinde imzası bulunan hattat ve bezekçileri araştırıp izlerini sürmekteler. Bazıları yalnızca gizli kodlamalar üzerinde çalışıyorlar. Yani bu konunun meraklısı çok.

Klasik İslam bilgelerine göre; tılsım yapmak, anlamı açık olmayan sözcüklerle muska yazmak dışında Kuran ayetleri yazılı nesnelerin taşınabileceğin dine aykırı bulmamışlardır. Ancak geçmişte günümüzde pek çok din bilgesi hangi erek için her ne yazılı çizili olursa olsun ayetli ve tılsımlı ya da kutsallık yüklenen bir nesneyi üzerinde taşıyan Müslüman’ın şirk yaptığı ve Allah’a ortak koşmak olan şirkin en büyük günah olduğunu söylemişlerdir, söylemekteler. Kuran bu türden işlerin şirk olduğunu bir çok ayette açık seçik anlatırken klasik İslam bilgeleri neye dayanarak bu tür işlerin meşruluğundan söz etmişlerdir? Bunu bilemeyiz, ancak Kuran’ın ölülere, hastalara okunmak için, korkulan bir şeylerden korunmak için ya da geleceği öğrenmek için değil; insanların dirlik düzenlik ve adalet anlayışıyla huzurlu bir şekilde yaşamalarını sağlamak için var olduğunu biliyoruz. Kuran insanları uyarıp bir takım kurallar koyarak insanların hayatına yön vermek için var olduğuna göre; bu tür işlerin din dışı işler olduğunu kolaylıkla görmek gerek. Günümüz din bilgelerine göre; sevap kazanmak için ayet yazılı bir levhayı duvarına takan, bazı olay ve hastalıklardan korunmak için ayet, dua, nazarlık gibi nesneleri üzerinde taşıyan sorgusuz cehennemliktir. Çünkü bilininçli gerçek Müslüman, gizli- açık her şeyin Allah’ın bilgisi ve gücü içerisinde olduğunu, bu güç olmazsa bir yaprağın bilr kımıldamayacağını bilir, bilmek zorundadır.

Selçukluların, Osmanlıların din bilgeleri Kuan’da yazılı ayetleri biliyorlarken ya da bilmeleri gerekiyorken neden böyle işlere girişip bu işleri dine aykırı bulmadılar? Sizler ne düşünürsünüz bilmem ama doğrusu ben bunu merak ettim. Bir de koskoca sultanların falan tılsımlı gömlek giyerek korktuklarından korunacaklarını sanmalarını falan yadırgadım.