SUAT ABANAZIR’SIZ ON BİR YIL

Mehmet Gündoğdu

Konya’nın sevilen, sayılan, saygın kişilerinden avukat, gazeteci, başyazar, şair, öykü yazarı, yerel siyasetçi Suat Abanazır aramızdan ayrılalı tam on bir yıl olmuş. Rahmetlinin ebedi mekânı cennet olsun.

1921’de Konya’da doğan Suat Abanazır öğrenimini İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamlayarak Konya’ya döndü. Stajından sonra 1948’de serbest avukatlığa başladı ve elli yıl avukatlık yaparak 1998’de mesleğini bırakıp evinde inzivaya çekildi. Kısa bir süre sonra hastalandı, yaklaşık son bir yılını yatalak olarak geçirdikten sonra 82 yaşında yaşama veda etti. 82 yıllık yaşantısı boyunca hiç kızıp bağırmadı, hiç gönül kırmadı, sorunları hep insancıl yaklaşımlarla çözmeye çabaladı. Hırstan, kişisel çıkarlardan, kavga- dövüşten uzak durdu. Gazeteciliğini, siyasetçiliğini, avukatlığını kişisel çıkarları için kullanmadı. Aramızdan ayrıldığında kendi oturduğu bir apartman dairesi, kiraya verdiği bir bürosu, emekli aylığından başka hiçbir mal varlığı ve geliri yoktu. Oysa isteseydi çok mal mülk edinebilirdi. Çünkü gazeteciydi, yazardı, Konya’nın en tanınmış adamı ve avukatıydı.

Suat Abanazır bir süre Halkevi başkanlığı yaptı. CHP içinde siyasetle uğraştı. CHP İl başkanlığı, il idare kurulu üyeliği, belediye meclis üyeliği görevlerinde bulundu. CHP içinde başarılı bir yerel siyasetçi olduğunu kanıtladı.

1945- 50 yılları arasında Ekekon gazetesinde günlük siyaset ve sanat yazıları yazarak gazeteciliğe başladı. 1950’de Ekekon gazetesinin kapanmasıyla Öğüt gazetesine geçerek yazarlık ve yazı işleri

müdürlüğü yaptı.  Daha sonra Sabah gazetesinde başyazılar yazarken Konya gazetelerinin birleşmesinden bir süre sonra birlikten ayrılan yeni Konya gazetesinde başyazılar yazdı. Yeni Konya gazetesi 1998’yılında el değiştirince yazarlığı sona erdi. Kısa bir süre sonra Yeni Meram gazetesinden gelen istek üzerine bir süre günlük yazılar yazdıysa da bir yazısının sansüre uğraması sonucunda yazmayı tamamen bırakıp inzivaya çekildi.

İnzivaya çekildiğinde ziyaretine gelip giden pek olmadı. Telefonla beni sık- sık arar evine çağırırdı. Ben de her gittiğimde gönül alacak bir şeyler, örneğin güzel renkli saksı çiçekleri falan götürür, hem Suat Abanazır’ı hem saygıdeğer ve rahmetli eşini memnun ederdim. Uzun süren gece sohbetlerimize önce kahveyle başlar, çay, pasta, meyve ve çetnevirle bitirirdik. Yaşadıklarını, Konya hakkında bildiklerini, basın ve avukatlık anılarını hiç yorulmadan anlatırken not tutmak hiç aklıma gelmezdi. Oysa not tutsaydım şimdi çoğumuzun bilmediği pek çok olayı, pek çok bilgiyi sizlerle paylaşmış olacaktım. Ben Abanazır ailesini kendi ailem kadar severken onlar da beni oğulları gibi severlerdi. Yatalak olduğu dönemde her ziyarete gittiğimde eşi Yıldız Hanım beni görünce ağlayıverirdi. Moral bozmamak için pek belli etmezdim ama ben de ağlardım.

Aramızdan ayrıldığı ve son görevimizi yapacağımız gün cenaze törenine katılacaktım, gerçekten çok üzüntülü olduğum için dayanamam diye katılamadım. Aradan çok geçmedi eşi İstanbul’dan Konya’ya gelmişti ve aniden o da aramızdan ayrılıverdi. Acım bir kez daha yenilendi. Eşi az bulunur dostları kaybetmek gerçekten çok üzücü oluyor. Ama ne yapalım ki yaşamın kuralı da böyledir. Karı koca Abanazır ailesine Allah’tan bol rahmetler diliyorum. Allah mekânlarını cennet eylesin. Tek dileğim var; basın ve hukuk camiası rahmetliyi unutmasınlar, ölüm yıldönümlerinde adını hayırla ansınlar.