KONYA’NIN FÎ TARİHİ- 9

Mehmet Gündoğdu

DETSE (YEŞİL DERE) KÖYÜ

Detse;1963’de Kuzağıl  1985’de Yeşildere olarak adı değiştirilen bir dağ köyüdür. Köy, Hatunsaray’ın batısındadır. Çevredeki diğer köylerin özgün isimleri gibi Deste isminin nereden geldiği, ne anlamda olduğu tartışılmaktadır. Bilge Umar, Datça yarımadasındaki uç bölümünün adı olan Betçe sözcüğüyle benzeşebileceğini ve anlamının bilinmediğini yazmış. Ancak; Konya İli Yer Adları kitabı, Detse maddesinde kesin bir bilgi vardır. Dipnotunda; Şeyh Süleyman Lügatı Sayfa: 174 den alınan bilgiye göre; Detse’nin teyze veya gelin anlamına geldiğini bildirir. Detse halkının da Oğuz soyundan olduğu ayrıca yazılıdır

19 Aralık 1995 günü köyden aldığım rehber ile birlikte; köyü ve çevresini inceledim. Yaptığım yüzeysel araştırmaların sonucunda epeyce bilgi topladık.

Köyde iki eski cami bulunmaktadır. Birinin taştan ve tipik bir minaresi vardır. Diğer caminin minaresi yenidir. Daha eski olan caminin mihrabı ağaçtan oyulmuştur.

Köyün hemen üst kısmında bir takım mağaralar vardır.

MAĞARALAR İNSAN ELİYLE OYULMUŞ

Bu mağaraların doğal olmadığı ve insan eliyle oyulmuş olduğu açık seçik bellidir. Mağaralarda din belirleyen bir işaret ya da iz yoktur. Bence bunlar Frigler tarafından oyulmuş küçük mabetlerdir. Zaman içerisinde bu bölgede, Roma ve Bizans dönemleri yaşanmıştır. Romalılar belli bir dönemde bu mağaraları mezar yeri ve konut olarak kullanmışlardır. Mağaraların tipik bir özellikleri yoktur. Bazıları yıkılmış, bazıları bozulmuştur. Mağara içlerinde adak ve kandil yakma yerleri bulunmasına karşın, dilek oyukları, adak halkaları yoktur. Kapı girişlerinde, kapı emniyetini sağlayan küsük yerleri oyulmamıştır. Bu mağaraların çoğu mezar yeri olarak kullanılmış olup, belki küçük makamlı, sıradan keşişler gömülmüştür. Köyün batı karşısında manastır denilen, gerçekten de manastır olarak kullanılmış bir mağara daha vardır. Köyün kuzey karşısında Avalama köyü (İkipınar) yolunda; kayaya  haç şeklinde oyulup, önü yıkılmış küçük bir kilise vardır. Yine bu yolun altında bir su kaynağı bulunmaktadır.

İsevilik dininin, tüm dünyaya bu bölgeden yayılması bakımından buralar hem tarihi, hem dinsel bir öneme sahiptir.

DAHA GÖRÜLMEMİŞ, BİLİNMEMİŞ TARİHİ MEKANLAR PEK ÇOK

Biz günübirlik gezi ve incelemelerimizle, her yerin tarihi yerleri görmemiz mümkün değildi. Bu yüzden buralarda; daha görülmemiş, bilinmemiş tarihi mekânlar pek çoktur. Köy girişinde sonradan onarılmış, tarihi bir Roma köprüsü bulunuyor. Köy içindeki eski ve Osmanlıca yazısı bulunan bir çeşme vardır. Çeşmenin yazısı: '' İki âlemde şad eyle ilahi ehli hayratı / sofrayı zevk ahkamı olup cennet makamı / bu çeşme banisi Ali ağa hem mütevellisi / sala ve cümle ateşnârı içer ab-ı hayatı / Hasan ile Hüseyin’in aşkına cari oldu bu çeşme / nazâretçi Abdullah Efendi’ye vire Mevla imkanı / tam oldu inayetle dedi ve hidayetle / yarın Cennet’te göster cemal ile kamalatı / sene 1277…”

Bu yazıdan anlaşıldığına göre; Çeşme 1861 yılında, Ali Ağa tarafından yaptırılmış ve yapım işlerini Abdullah Efendi gerçekleştirilmiştir.

Köyün batı kısmında; Yalaklı Yayla’nın güneyinde 2150 metre yüksekliğindeki KALE DAĞI zirvesinde bir Roma kalesi bulunmaktadır. Biraz uzak bir rota ile suyunun sertlik derecesi 6 olan Kurt Pınarı ve Dumlupınar'ı inceledim. Köyün alt kesiminden bir derenin, burada bir çağlayanı vardır. Bu rota izlenerek Kale Dağı tırmanışı 4 saat sürüyor. Köylüler bu kaleye Keçi Kalesi diyorlar.

KALE İÇİNDE ROMALILARDAN KALMA KALINTILAR VAR

Dağ, ağaç ve çalılarla kaplı olup, volkanik bir yapıdadır. Zirvede çoğu sağlam bulunan kale surları ve kalenin çeşitli yapıları vardır. Kalenin kuzey surları kesme taştan yapılmış olup tamamı sağlam olarak duruyor. Kale içinde Roma döneminden kalma su sarnıçları, oda kalıntıları ve mezar yerleri dikkat çekmektedir. Definecilerin kazılarından çıkan küp parçaları da Roma dönemine ait olup, kazı yerlerindeki tarihi kalıntılar tamamen bozulmuşlardır. Kalıntıların içinde din belirleyen işaret yoktur. Yalnızca Roma dönemi küplerinin parçaları vardır.

Yapılan yüzeysel araştırma ve soruşturmalardan anlaşıldığına göre ilk Çağda bu çevreye yerleşenler Kurtlu Ören viranelerinin olduğu yerlerde yaşadılar. İsevilik yayılmaya başlayıp Roma tarafından yasaklanınca üç yüz yıl kadar saklı yerlerde ve mağara içlerinde yaşadılar. 1071 sonrasında bölgeye Oğuz boylarının yerleştirilmesiyle ya yeni köyler kuruldu ya da eski viraneler yenilenerek oturuma açıldı. Bazı belgelerde Botsa, Avalama, deste köyleri Horasan’dan gelen üç derviş tarafından kurulduğu hakkında kayıtlar bulunmaktadır. Şeyh Gaybi tarafından kurulan zaviye çevresine gelenler, sonradan yerleşik yaşama geçerek yeni köyler oluşturmuşlardır.