Devlet politikalarını sağlamlaştırmalıyız (II)

Erhan Dargeçit

Dünkü yazımda eğitim ve sağlık konularında devlet politikalarına birer cümle ile değinmiştim. Bugün de diğer konularda kısa kısa devlet politikalarına değinelim. Tabii ki bu konuların her birinin ayrı ayrı birer kitap konusu olduğunu biliyorum ama burada sadece bir fikir teatisi olması açısından bahsediyorum. Konuları “bir de böyle düşünmek” diyelim yani…

Milli savunma konusunu, hem dış işleri, hem askeri ve hem de uluslararası ilişkiler olarak düşünmek gerekir. Uluslararası ilişkiler ve dış işleri açısından baktığımızda komşu ülkelerle ve diğer dünya ülkeleriyle diplomatik ve çıkarlarımız doğrultusunda ilişkilerimiz sürüyor. Dün de bahsettiğim gibi güçlü devlet olmak istediğiniz an önünüze engeller çıkarılması kadar doğal bir şey yok. Ve Türkiye’nin, Türk-Kürt; Alevi-Sunni; laik-antilaik; hatta kadın-erkek gibi konularla manipülasyona çok açık bir ülke olduğunu düşünürsek bu handikaplarla, diplomasiyi gayet iyi götürmek muhakkak ki başarı olarak algılanmalıdır.

Duruma askeri yönden bakacak olursak, Ergenekonlarla, balyozlarla, FETÖ ile yıpratılmaya çalışılan ordu, CIA destekli bu operasyonlardan kurtulmasıyla güçlü düzenine oturmayı sağlamıştır. Devlet politikaları açısından baktığımızda belki de en oturmuş sistemimiz ordu ve dış işleri olarak görülebilir.

Ekonomide artık eski feodal yapıdan kurtulup, liberal bir ekonomiye geçtik. Dolayısıyla başlı başına bu durum bile bir kırılma sürecini işaret eder. 2000’li yılların başından itibaren CIA-FETÖ girişimleriyle üretim ekonomisinin bitirildiğine şahit olmuştuk. Hatta “Türkiye’yi Avrupa’nın süpermarketi yapacağız” söylemleri dolaşmaktaydı. Şimdi gelinen aşamada üretim ekonomisine dönmeye gayret gösteriyoruz. Ancak halihazırda görünen o ki biz ülke olarak “Devletçilik” ilkesinden ayrı düşünerek ekonomide kalkınma beklemek durumunda olamayız.

Ekonomi derken aynı zamanda tarımı da unutmamak lazım. Çiftçinin durumunu iyileştirmek ve desteklemeleri arttırmak konusu, süt üretimi, hayvan üretimi ile ilgili konuları daha derinlemesine düşünmek gereklidir. Eksiklikleri gidermek ekonomiyle ilgili en iyi yapılacak çözüm olacaktır.

Adalet konusu başlı başına gündemdeki yerini korumaktadır. Adalete güven aynen politikaya güven gibi çok çok azalmıştır. Halbuki politika bu sorunların üstesinden gelecek kurum olarak tek kurtuluşumuz olduğu gibi; adalet de bu kurtuluştaki güveneceğimiz en güçlü argüman olacaktır.

2000’li yıllarda Ergenekonlarla, balyozlarla başlayan adalete kast etme işleri maalesef daha sonraları vatandaşların adalete güvensizliğiyle ilerlemiştir. Ve bugün gelinen aşamada, Devlet’e ihanet eden FETÖ kadrolarının oluşturduğu KHK’lıları neredeyse mağdur gösterecek duruma erişmiştir. Önce Devletin adaletine güvensizliği sağlama senaryosu gündeme getirilmiş, daha sonra Devlete ihanetle saldırılmış ve şimdi de Devlete saldıranların mağdur olmalarının algısı yaratılmaya çalışılmaktadır. Bu durumun senaryo olmasından başka açıklanabilir bir tavrı var mıdır acaba?

Şimdi burada dikkat edilmesi gereken konu Devlet politikaları oluşturulmalıdır ancak Türk Devleti’nin istediği biçimde oluşturulmalıdır. Okyanus aşırı bir yerlerden veya Avrupa’dan gelmemelidir. İşte bazen bakıldığı zaman gözüken ile gerçekte olan arasında çok büyük farklar vardır. Mesela birilerini demokrasi adına savunurken, bir de bakmışsın arkasından demokrasi diyerek ülkeni yıkmaya çalışan birileri peydah olmuş.

Dostlukla kalın.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.