Zincir

Büşra Kavasoğlu

Düşüncelerimizi kemiriyor, yiyip bitiriyoruz kendimizi. Yaptığımız hatalar haddini aşıyor çoğu zaman, yaşama olan saygımızı yitiriyoruz. Bir balon satan amca, sokaklarda akşama kadar dolanıyorsa ve biz hala o amcanın elindeki balonlarla bir çocuğu sevindiremiyorsak neden çocuklar var ki, neden umut bekçisi balonlar var ya da neden o amcanın yüzünü gülümsetmek adına birşeyler yapmıyoruz ki? Değerlerimizi unuttukça sanki yok oluyor dünya, yaşamak için bir neden kalmıyor gibi geliyor bazen. Eğer yok olmaya yeltenen bir zincir varsa, neden o zincirin yeniden başında olmayalım ki.. Sen gülersen dünya güler demişti birileri, dünya gülsün de ben ancak o zaman gülerim, diye yanıtlamıştım. Hayır demişti, önce sen gül ki dünya gülsün, zincirin başı sen ol ki o zincir yürüsün. Hayatının başrolü sensin tıpkı zincirin başı olmak gibi. Öğrendim ki biz iyiliğe koşarsak her gören o iyiliğe koşar, biz sesimizi duyurursak ancak o zaman insanlar bir halka oluşturur sevgi için. Ve anladım ki biz gülersek dünya güler, umutlara yelken açabilmek için.

Sokakta yürürken kuşlar cıvıldaşır, kuşların cıvıldaması evrenin ahengini korumaktır. Ve aslında görmek istesek, kuşlar bize muhabbeti anlatır. Çoktandır beri artık muhabbet delisi insanlar yok etrafımızda. Şöyle koyu koyu muhabbetler açacağımız çay fasılları yok. Artık gezer ama sadece fotoğraflar çeker olmuşuz.. Bu bana yorum yapmış, şu kadar kişi beni beğenmiş diye sosyal platformların sürüngeni olmuşuz. Muhabbetlerimiz yok olmuş. Dünyayı gezen bir arkadaşımız yanımızda otururken, onunla gördüğü güzellikleri konuşamıyorsak iletişimimiz kopmuş, aslında kuşlar bizden fazla şey paylaşır olmuş. Aşktan, sevgiden bahseden insanlar kalmamış çok da etrafımızda, bak benim de sevgilim bana bunu aldı gösterişleri sıralanmış hayatlarımıza.

Bi sakinleyelim mi ne dersiniz? Derin bir nefes alalım, gözlerimizi kapatıp yeniden açalım, kulaklarımızı tıkayıp yeniden duymaya başlayalım. Ruhumuzu dinlendirecek şeyler yapalım. Eskiden ne güzeldi hayat, kuru bir ekmekle süt doyuruyordu mideleri. Bir çay bardağıyla kaç muhabbetleri deviriyordu eskiler, kimi askerliklerini anlatıyordu, kimi çeşmenin başında karısını nasıl beklediğini ve kimisi de kavuşamadığına nasıl sevdalandığını. Derin derin yaşıyordu eskiler duygularını, yoktu kötülük olsa da ayıplanırdı. Şimdi kabullenmişiz kötülükleri ve kötü duyguları, hatta aramıza alır olmuşuz kötülük peşinde koşanları. İşte bunları hayatımızda bitirmek adına derin bir nefes alalım, bir kahvenin hatırına dostluklarımızı yeniden pekiştirmek için anılar bırakalım zamana. Bir çayın demine, çokça muhabbetler açalım yanına. Bu dünyayı iyilikten başka sadece sevgi kurtarır. O zaman zincirin başı sensin; sev ki sevilesin ama sevilmek için sevmeyesin, sevgi karşılık beklemeden beslenir kalbinde, iyilik et ki dünya duysun iyiliğini, zincirin devamına birilerini koyabilmek önemli el ele ve şüphesiz sen gül ki dünya gülsün, gülmeyi öğret ki ağlayan kalplere umut olsun gülücüğün..

Unutma hayatının başrolü sensin, başrolünün simgesi senin sevgin.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.