"Kızı ana oğlu baba bilmiyor"

Ali Sait Öğe

Bir tarihte  Huzurevi'nde yaşayan yaşlı bir insan ile yaptığımız bir sohbet sırasında o yaşlımızın yaşadıkları, yüreğinden geçenler ve anlattıkları böyle bir yazıyı kaleme almama vesile oldu.

O Huzurevi'nde yaşayan hemen yaşlımızın buna benzer bir anıları hep var olmuştur. Sadece yüreğinde hep böyle acı hatıraları olan yaşlılarımızın duygularına tercüman olmak istediğim bu yazı umarım özellikle gençlerimize birer nasihat olur…

 

Biz, daha sen dünyaya gelmeden,  saracağın kundağı, giyeceğin çamaşırları itinayla hazırlıyorduk ya. 

Sen, daha biz ölmeden bizi saracak kefeni alıp gelip gözümüzün önüne koyuyor ve "Kundağınız hazır daha ne bekliyorsunuz" dercesine davranıyorsun… Biz seni kundağına sarmak için can atıyorduk sen bizi kefene sarmak için!!!

Sen acıktığında, üşüdüğünde biz senin karnını doyurmak, üstünü örtmek için can atıyorduk ya…

Sen bize acıkınca şunları yiyin üşüyünce de üstünüze şunları örtün diyerek sözüm ona gönlümüzü almaya çalışıyorsun!

Sen ilk adım atmaya gayret ettiğin zaman bize koşup boynumuza sarılman ve kolay yürümeni sağlamak için küçük bir yürüteç almıştık ya…

Sen dizlerimizde derman kalmadığı için ve elimizi tutup yürütmeni beklerken, "Alın şuna dayanarak" gidip gelirsiniz diyerek bir baston alıyorsun!

Senin, arkadaşlarında gördüğün ve senin de olmadığı için ağladığın o çok istediğin bisikletini almıştık ya…

Adım atamadığımız hale gelince, "Alın kimseyi rahatsız etmeden bununla istediğiniz yere kendiniz gidip gelirsiniz" diyerek bize 'Tekerlekli Sandalye' alıyorsun!

Biz her zaman seni düşünüp geceleri daha rahat uyuman için özel bir karyola ve pahalı bir yatak alıp her akşam uyurken başını okşuyorduk ya…

Sen kiralayarak aldığın yaşlı yatak ve sedyesini kimsenin görmeyeceği tenha bir odaya koyup, "Bak bunda daha rahat edersiniz. Hem sizi arada bir yoklarım diyerek" kapıdan kafanı uzatıp bakıp gidiyorsun!

Konuşmaya ilk başlayınca Biz sana güzel maniler söylemeyi, okumayı sökmeye başladığında alfabeyi öğretmeye çalışıyorduk ya…

Sen bize biraz sessiz olmayı ve, "Alın şu kitapları sessiz sedasız okuyun zaman geçer" bahanesi ile susmayı öğretiyorsun!

İlk okul zamanın gelince birbirinden güzel ve şirin okul kıyafetleri alarak senin elinden tutarak o çok sevdiğin özel ANA OKULU ' na götürerek seni öğretmenlerine emanet ediyorduk ya…

Sen bizi market poşetlerine tıktığın eskimiş giymediğiniz kıyafetleri de alarak, "Bak burada size bizden çok iyi bakarlar. Canınız  sıkılmaz içerde hep sizin yaşınızda akranlarınız var onlarla vakit geçirirsiniz" diyerek HUZUREVİ'NE götürüyor ve hiç tanımadığımız kişilere teslim ediyorsun!

Yani sözün özü evlat, biz koşup oynadığını, okuyup bir iş güç sahibi olduğunu görmek, uzun ve sağlıklı bir ömür geçirmen için hep dua ederken,

Sen ise Bize, "Akranlarınızdan da kimse kalmadı! Siz hala ne duruyorsunuz" dercesine bir an evvel göçüp gitmemiz için dua ediyorsun!

Allah aşkınıza yaşlıya 'REVA' mı bu?

İşte evlat, Bizim yaptıklarımız ve senin yaptıkların. Bize yaptıkların ve seninde göreceklerin. hayatın gerçeği bu.

Daha doğrusu bizleri bu hale getiren modernleşme, teknolojik gelişme, çağ atlama, denen ve hayatımıza zorla sokulan bu belanın, geleneklerimizden ve sosyal yapımızdan alıp götürdükleri bu.

Yani evlat, 'Delik demirin çıkıp mertliğin bozulduğu gibi'… Mesaj çıktı name bozuldu! Kalorifer çıktı soba etrafındaki dostluklar bozuldu! 1+1 Stüdyo daire çıktı  aile kaynaşması bozuldu.

Batı özentisi çıktı, geleneklerimiz bozuldu. Yemeği dışarıda yiyelim kolaylığı çıktı evde izzet ikram geleneği bozuldu.

Yazlıklarda, lüks otellerde tatil özentisi çıktı Ramazan ve Kurban Bayramı güzellikleri gelenekleri Bozuldu.

 

Ne güzel söylemiş değil mi merhum Murat Çobanoğlu;

Yirminci asırın sonuna kaldık/Kızı ana-oğlu baba bilmiyor/Meyhaneler doldu cami boşaldı/

Hafız namaz-hoca dua bilmiyor.

Parmakları oje dudaklar boya/Kadınlar atlıdır erkekler yaya/Mini etek çıktı kalmadı haya/

İğne iplik gömlek yama bilmiyor.

Söz çok olur inmeyelim derine/Kadın var ki kan kusturur erine/İslamın şartını sorsan birine

Dudak durur dili saya bilmiyor.

Çobanoğlu bundan sonra ne diye/Saklayana sözüm kalsın hediye/Bismillah'sız el atıyor ekmeğe/ Sofrası boş karnı doya bilmiyor.