Sahurun feyiz ve bereketi

Feyiz ve bereket ayları olarak nitelendirdiğimiz üç aylara girdiğimiz şu aylarda sahurun feyzi ve bereketini nedir? Nasıl sahur yapılmalıdır?

Sahurun feyiz ve bereketi

Sahur, Arapça bir kelime olup, seher kelimesinden türemiştir. Sahur, oruç tutmak niyetiyle, seher vaktinde yenilen yemektir. Seher vakti, gecenin yani güneşin batışından imsak vaktine kadar olan zamanın son altıda biridir. Hz. Peygamber sahur yemeğini özellikle teşvik ederek, Yahudilerden sahur yemeği ile ayrılacağımızı beyan etmiş; mutlaka yenmesini tavsiye ederek sahurda bereket olduğunu söylemiştir. Böylece sahur, oruç tutan Müslümanların önem verdikleri bir yemek olmuştur. Sahura kalkamasa o bereketli saatleri uyku ile geçirecek, dolayısıyla feyzi az olacaktır. Ebu Said el-Hudri (Radiyallâhu Anh)'ın rivayetine göre Resuli Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Sahur yemeğinde bereket vardır. Bir yudum su bile içecek olsanız sahura kalkmayı ihmal etmeyiniz. Çünkü sahura kalkana Allah rahmet eder, melekler de bağışlanmaları için dua ederler.” Sahura kalkmak iki türlü berekete vesiledir. Birisi, sahur yemeğini yiyen insanın gündüz oruç sıkıntısını çok daha az çekmesi, oruca dayanıklı olmasıdır. İkincisi ise sahura kalkan kişi her vakti uyanık kalmakla ibadete, duaya ve zikretmeye fırsat bulur. Böylece Cenab-ı Hak onun rızkına ve yediklerine bereket, bolluk ihsan eder.

ORUÇ SEMAVİ DİNLERİN ORTAK İBADETİDİR

Peygamber Efendimiz, iftar yemeğini acele tutarken, sahur yemeğini geciktirirdi. İmsak vaktinin girmesine yakın zamana kadar bekler, o zaman gelince yer içerdi. Çünkü yemek ne kadar geç yenirse o kadar geç acıkılır, oruca daha hazırlıklı olunur. Enes’in (Radiyallâhu Anh) rivayetine göre ise Resulullah, sahur yemeğinin yenmesini özel olarak tavsiye ederek şöyle buyururlardı: “Sahur yemeği yiyin, zira sahur yemeğinde bereket vardır.” Oruç ibadeti Hz. Musa ve Hz. İsa’nın şeriatında da vardı. Çünkü oruç semavi dinlerin ortak ibadetidir. Bakara Sûresinde, “Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Umulur ki, takvaya erersiniz” buyrulur. (Bakara Sûresi, 183) Ayette de açıkça ifade edildiği gibi Yahudi ve Hıristiyanlar da ilk zamanlar oruç tutuyorlardı. Fakat namaz ve zekât gibi diğer ibadetleri kendi elleriyle değiştirdikleri için , orucun vaktini, tutulma şeklini de değiştirdiler. İlk zamanlarda tuttukları oruçla bizim orucumuz arasında sadece bir fark vardı. O da sahur. Amr bin Âs (Radiyallâhu Anh)'ın rivayet ettiği bir hadiste Resulullah bu farkı şöyle bildirir: “Bizim orucumuzla Ehli Kitabın orucunu ayıran fark sahur yemeğidir.”

Kaynak:Haber Kaynağı

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.