Geçmişten günümüze ‘Geleneksel Türk Okçuluğu’

Tarihi çok eskilere dayanan okçuluk, Türkler için hem millî hem de manevi değerler açısından büyük bir öneme sahip

Geçmişten günümüze ‘Geleneksel Türk Okçuluğu’

Eski Türklerde ok ve yaya çeşitli anlamlar yüklenmiş, ok ve yay hükümdarın hâkimiyet simgesi olmuştur. Bu sebeple de Türkler, ok ve yaylarını asla yanlarından ayırmamışlardır. Bir hükümdar bir başka hükümdara haber gönderecek olursa, gidecek haber kâğıdı okun üzerine sarılarak gönderilirdi. Okun üzerinde kime ait olduğunu gösteren damgalar da bulunurdu. Türk destanlarından birisi olan Oğuz Kağan Destanı’nda Türkler’in atası olan Oğuz Kağan’ın altından bir yayı ve altından okları olduğundan bahseder.

OK VE YAYLA BERABER TÜRKLER’İN HÂKİMİYET ANLAYIŞI DA ŞEKİLLENDİ

Oğuz boylarında ok ile devlet düzeni arasında da bir hiyerarşik yapı kurgulanmıştır. Yay, merkezi temsil eder. O sebeple daha önemlidir. Atan konumundadır. Ok ise uç beyliklerin ve akıncıları temsil eder. Ok ve yayla beraber Türkler’in hâkimiyet anlayışı da şekillenmiştir denebilir. Hakan kendisine bağlı beylere ok göndererek onlara hâkimiyetini hatırlatması buna örnek verilebilir. Oka yüklenen anlamlar içerisinde dostluk ve emin olma anlamı da vardır. Türkler’de okun bu yönü ile hediye olarak kullanıldığı bilinir. Ok gönderilen kişinin gönderenden emin olması anlamı vardır ve dostluğun bir simgesidir. Ok ve yayın dostluk simgesi olarak kullanılması Çin ve Bizans kaynaklarına da yansımıştır. Türkler ok ve yay yapımcılığında ustadırlar. Türk yayları çekildiği zaman lale şeklinde görünür. Okun çekildiği elin başparmağına “zihkir” denen bir okçu yüzüğü de takılır. Bu Türk okçuluğunu diğerlerinden ayıran temel bir özelliktir.

OKÇULUĞA YARIŞMA BİLİNCİNİ OLUŞTURAN FATİH SULTAN MEHMET OLDU

Osmanlı İmparatorluğu’nda ise kuruluşundan itibaren okçuluğa çok büyük önem verilmiştir. Birçok sultan ve hükümdar okçuluk eğitim alanları oluştursa da okçuluğu ilk ciddi kurallara bağlayan ve yarışma bilincini oluşturan Fatih Sultan Mehmet olmuştur. Eskişehir’in hemen fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet’in emri ile devrin en büyük ok meydanlarından biri kurulmuştur. Onu izleyen sultan ve hükümdarlarda aynı derecede okçuluğa önem vermişler ve okçuluk meydanlarının ülkenin her kesiminde yapılasını sağlamışlardır. Osmanlı’nın son zamanlarına doğru, özellikle İkinci Mahmud Han zamanında ateşli silahların iyice yerleşmesiyle, okçuluk eski önemini kaybetmeye başladı. Cumhuriyet dönemiyle birlikte, 1923-1937 yılları arasında, eski Türk okçularının ailelerinden gelen üç-beş kişi, aralarına hevesli gençleri de alarak, Eskişehir’in çeşitli semtlerinde ok atışları yapmışlar ve geleneksel sporu yürütmeye çalışmışlardır.

TÜRK OKÇULAR UZUN YILLAR BAŞARILI OLAMADI

Okçuluğun, 1961 yılında ayrı bir federasyon olarak örgütlenmesinden sonra ilk kez uluslararası yarışmalara katılmaya başlayan Türk okçuları, federasyon organizasyonundaki eksiklikler sebebiyle, ne yazık ki, uzun yıllar başarılı olamamışlar, malzeme, tesis, teknik adam gibi sorunlar sebebiyle okçuluk, yurt düzeyine de yeterince yayılamamıştır. 1 Ocak 1982 tarihi itibariyle sadece 35 olan lisanslı sporcu sayısı, o günden bu yana izlenen yeni bir yönetim anlayışı ile günümüzde 3 binlere ulaşmış, daha da önemlisi, sporcu kalitesi hızla yükseltilerek, önemli tüm uluslararası yarışmalarda Türkiye imajının en üst noktalara çıkarılması mümkün olmuştur. Bugün Türk sporcuları, tüm büyük okçuluk organizasyonlarında dereceye girmenin mutluluğunu yaşamakta, Olimpiyat, Dünya ve Avrupa rekorlarına sahip bulunmakta, Türkiye Okçuluk Federasyonu ise, tüm dünya okçularına hizmet vermenin haklı gururunu duymaktadır. 2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları'nda final maçında milli okçu Mete Gazoz, İtalyan Mauro Nespoli’yi yenerek okçulukta olimpiyat şampiyonu oldu. AB Haber Merkezi

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.