Fon mu, Don mu?
“Keçinin bilmediği ot başına vururmuş” der eskiler.
Normalde gelirini giderini zor hesaplayan, mali müşavirinin önüne koyduğu aylık bilançoyu okumakta zorlanan insanlarımıza bir bakıyorsunuz; borsada, fonda, hissede uzman oluvermiş.
Peki insanları buraya iten güç ne?
Bilindiği üzere son günlerde Tera Yatırım ve bazı yatırım fonları üzerinden başlayan tartışmalar Türkiye'nin gündemine oturdu. Soruşturmalar, gözaltılar, tutuklamalar derken işin boyutu her geçen gün biraz daha tartışılır hale geliyor.
Peki bu bir saadet zinciri miydi?
Buna elbette devam eden soruşturma ve yargı süreci sonunda cevap verilecek.
Ama benim asıl üzerinde durduğum başka bir mesele var:
İnsanlar neden bu tarz yatırımlara bu kadar hevesleniyor?
Cevabı belki de çok basit:
Kısa yoldan zengin olma, tabiri caizse “kurtulma” ve zenginlerin yaşadığı hayatı yaşama isteği…
Tabii hayaller var, bir de gerçekler.
Olayı şöyle okumak ne kadar doğru, bakalım.
Önce insanlar konuşmaya başlıyor. Hisse veya fon, adı her neyse… Adam farz edelim 10 bin lirasını yatırıyor, bir bakıyor ekranda 100 bin lira olmuş.
O andan sonra bizim yatırımcının havası değişiyor.
Güya hisse analizini çok iyi biliyor! Kulaktan dolma birkaç bilgiyle çevresine anlatıyor da anlatıyor. Sonra rakam 100 binden bir milyona, bir milyondan 10 milyona doğru gidiyor.
Artık hayatında hükmetmediği büyüklükte bir para ekranda duruyor.
Satmıyor.
“Biraz daha…”
“Biraz daha yükselsin…”
İşte tam burada tamah başlıyor.
Sonrasında bir operasyon geliyor. Fiyat hızla düşüyor. İnsan, aslında cebine hiç koymadığı, eline hiç almadığı parayı önce kazandığını, sonra kaybettiğini düşünüyor.
Bir gün zengin, ertesi gün fakir…
Üstelik çoğu zaman ikisi de sadece ekranda.
Bu işin bir tarafı.
Gelelim diğer tarafına.
Keşke mesele sadece küçük yatırımcının bilgisizliği ve kısa yoldan zengin olma hevesiyle sınırlı kalsaydı.
Fakat çark öylesine büyümüş görünüyor ki tartışmalar, iktidar partisinde genel başkan yardımcılığı ve geçmişte bakanlık yapmış Fatma Betül Sayan Kaya ve ailesinin yaptığı işlemlere kadar ulaştı.
Kamuoyuna yansıyan iddialara göre Kaya ve eşinin yaklaşık 163 milyon TL'lik yatırımlarının ardından 2,17 milyar TL civarında para çektiği öne sürülüyor.
Altını özellikle çiziyorum:
Bunlar şu aşamada iddia.
Doğrusunu, yanlışını ve varsa hukuki sorumluluğu devam eden soruşturma ve yargı ortaya çıkaracaktır.
Fakat 2,17 milyar TL'nin büyüklüğünü anlamak için şunu söylemek yeterli:
Bu rakam, Türkiye'de orta ölçekli bir belediyenin veya bir devlet üniversitesinin yaklaşık bir yıllık bütçesi büyüklüğünde.
Artık mızrak çuvala değil, hiçbir yere sığmıyor.
Üstelik sanki mızrağın ucu milletin üzerinde, sapı ise bu düzenin imkânlarından faydalanabilenlerin elinde.
Sabahın köründe helal lokma için işe giden işçinin gündemi başka.
Tarlasına giden çiftçinin gündemi başka:
“Gübre ne kadar oldu?”
“Tohumu nasıl alacağım?”
“Bu sene nasıl ekeceğim?”
İmalatını sürdürmeye çalışan sanayicinin derdi başka:
“İşyerimi nasıl açık tutacağım?”
“İşçimin maaşını nasıl ödeyeceğim?”
“Çekimi, senedimi nasıl çevireceğim?”
Esnafın derdi:
“Bugün siftah edecek miyim?”
Emeklinin derdi:
“Bu maaş ay sonuna kadar yetecek mi?”
Bir tarafta bunlar yaşanırken diğer tarafta milyonların, milyarların konuşulduğu bir düzen varsa insan ister istemez soruyor:
Hakkı, hukuku, adaleti ve kul hakkını dilinden düşürmeyenlerin bulunduğu bir düzende kul hakkı konusunda bu kadar büyük soru işaretleri nasıl oluşabiliyor?
İşte mesele yalnızca bir fon meselesi değildir.
Mesele biraz da vicdan meselesidir.
Fon mu, don mu?
Kimileri fonlarla servetine servet katarken, millet donunu düşürmemek için uğraşıyorsa dönüp aynaya bakmanın zamanı gelmiş demektir.
Çünkü bu ülkede milyonlar hâlâ alın teriyle, emeğiyle, nasırlı elleriyle ayakta durmaya çalışıyor.
Onların istediği kısa yoldan zengin olmak değil.
Çalıştığının karşılığını almak…
Çocuğunu okutabilmek…
Borcunu ödeyebilmek…
Ve akşam evine helal bir lokma götürebilmek.
Gerisini mi?
Sizleri sırrın sahibine bırakıyorum.