Kriz mi, Beceriksizlik mi?
Bu haftaki yazıyı; KOBİ’lere, orta ve küçük ölçekli işletmelere, üretene ve katma değer sağlayana bir gözlem ve iyi niyet yazısı olarak kaleme almak istedim.
Gerçekten bir kriz ortamında mı yaşıyoruz, yoksa yönetememe hâliyle mi karşı karşıyayız? Bence önce bunu net ayırt etmek gerekiyor.
Kriz nedir?
Pat diye mi çıkar, yoksa ayak sesleri mi vardır?
Bana sorarsanız kriz bir anda gelmez. Aylar, hatta yıllar öncesinden haber verir.
Ama bunu; “dün işyeri açtım”, “okul bitti işe atıldım” diyen, sahayı hiç tanımayanların anlaması zordur.
Aynı şekilde, gözü hırs bürümüş, “ben bilirim, ben yönetirim” diyen patroncu işletme anlayışının da anlaması kolay değildir.
Burada kısa bir parantez açalım…
Evet, kriz geldi diyelim.
Peki şirket olarak siz ne yaptınız?
İhracat daraldıysa iç pazarda hangi hamleyi yaptınız?
Markalaşmada neredesiniz?
Neden robotlaşmadınız, neden güncel teknolojiden uzak kaldınız?
Ar-Ge harcamalarınız ne durumda?
Bunlar çok temel ama hayati sorular.
Peki bu soruların cevabını ekonomik kriz mi verir, yoksa yönetim zaafı mı?
Sürdürülebilir şirket oranı Türkiye’de maalesef %20’ler seviyesinde. Almanya ve İsviçre gibi ülkelerde bu oran %70’in üzerindedir.
Türkiye’de şirketlerin: %70’i ikinci kuşağa, %90’ı üçüncü kuşağa maalesef geçemiyor.
KOBİ’lerde tahsilat süresi Türkiye’de 120–150 gün iken, Avrupa’da bu süre ortalama 45 gün. Bu uzun vadeler KOBİ’yi bankaya bağımlı hâle getiriyor.
Ortaya çıkan tablo şuna benziyor: Sıtma hastasının suya duyduğu ama tedaviyi reddettiği o dayanılmaz istek gibi…
Kredi çekiliyor, finansman diye kullanılıyor ve sonuçta kısır döngü büyüyor. Bu döngü; borcu artırmaktan ve iflasın önünü açmaktan başka bir işe yaramıyor.
Bir yazarın dediği gibi: “Haddi aşmak mutsuzluk getirir.”
Kısa süreli piyasa iyimserliğine kapılıp, küçük paralarla büyük borçlara girmek; müşteriye aşırı güvenmek, maliyet muhasebesini bilmemek, finansal bağımlılığı öngörememek ve “ben bilirim” diyen patroncu yapıların sürdürülebilirliği yoktur.
Peki ne yapmalı?
Maliyet muhasebesine duygularla değil, gerçekle bakılmalı
Profesyonel destek alınmalı
Yanlış fiyat politikalarından vazgeçilmeli
Nakit akışını rahatlatacak önlemler alınmalı
Gereksiz maliyetlerden hızla kurtulunmalı
Bana göre bir KOBİ’nin – hatta orta ölçekli bir işletmenin – üç hayati organı vardır ve çok sağlam olmak zorundadır:
Mali müşavir / denetçi
Avukat
Yetkin donanım sahibi bir şirket müdürü
Gelelim iktidar cephesine…
KOBİ’leri bu kadar finansal darlığa itmek ne kadar doğru?
Elbette bireysel hatalar var; bunu inkâr etmiyorum.
Ama orta gelir tuzağına düşmüş binlerce KOBİ ve sanayici teknolojiye nasıl yatırım yapacak?
Arazi rantını bitirin.
Üretenin önünü açın.
Özellikle: Yer seçimi, fabrika alanları, ulaşım, istihdam konularında çok ama çok ciddi eksiklerimiz var.
Belki bilindik şeyler söyledim.
Ama anlatmaya değer bulduğum için bu hafta bunlara değinmek istedim.
Sağlıcakla kalın.