Konya
Açık
26°
Aksaray
Açık
24°
Karaman
Açık
20°
Ara
Anadolu'da Bugün Konya Haberleri Konya’dan Köy Enstitüleri mesajı: “Türkiye’yi Japonya yapabilirdi”

Konya’dan Köy Enstitüleri mesajı: “Türkiye’yi Japonya yapabilirdi”

Konya Ereğli’de bulunan ve Köy Enstitülerinin devamı niteliği taşıyan İvriz Öğretmen Okulu mezunlarından ve İvrizler Dayanışma ve Haberleşme Derneği Başkanı Mehmet Elibol (80), Anadolu’da Bugün’e verdiği özel röportajda Köy Enstitülerini anlatarak dönemin eğitim şartlarına değindi.

MUHABİR: Gülbahar Bayanay
MUHABİR: Seçil Teke
Okunma Süresi: 6 dk

Elibol’un; Köy Enstitülerinin tarihi sürecini anlatan “Cumhuriyeti Taçlandıran Kurum”, Köy Enstitüleri ve İvriz Öğretmen Okulu mezunlarının anılarının bulunduğu “İvriz Köy Enstitüsü ve Salih Ziya Büyükaksoy Anısına” adlı iki kitabı bulunuyor. Köy Enstitülerinin üretime dayalı eğitim olduğunu söyleyen Elibol, üretmeyen eğitimin boşa giden bir emek olduğunu söylüyor.

"KÖYLÜ TOZ YOLLARINDAN ALINDIK EĞİTİM VE BİLİMLE TANIŞTIK"

Elibol, kendisinin 1957 yılında İvriz Öğretmen Okulu için girdiği sınavda 200 kişi içinden seçilen 84 kişi arasında olduğunu belirterek, "Bizim kuşaklar Köy Enstitüsü öğretmenlerinin öğrencisidir. Bizim bahçemizde diktiğimiz ağaçlar halen yaşıyor. Köyümde diktiğim elma ağacı fidanı hâlâ okulun bir köşesinde ağaç olarak yaşıyor. Hepimiz köylü çocuklarıyız. Bizi, öğretmen okulları; toprak, tozlu köy yollarından aldı. Eğitim ve bilimle buluşturdu" ifadelerini kullandı.

"12 TANE ÖĞRETMEN OKULUNDAN BİRİ KONYA'DA"

Köy Enstitüsü öncesi Türkiye'nin eğitim şartları hakkında bilgi veren Elibol, Mustafa Kemal Atatürk'ün 1924 yılında dünyanın en saygın eğitimcilerinden John Dewey’i Türkiye’ye çağırıp eğitim için rapor hazırlattığını fakat dönemin siyasi sorunlarından dolayı eğitime ancak 1928 yılından sonra ağırlık verildiğini söyledi.

Elibol, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Anadolu'da Osmanlı Dönemi’nden kalan 12 tane öğretmen okulu var,  bunlardan biri de Konya'da. Türkiye'de okuma yazma oranı erkeklerde yüzde 9, kadınlar bunun 3'te biri. Bunların da çoğunluğu gayrimüslim insanlar, özellikle kadınlar. Erkekler ise kazara askerde okuma yazma öğreniyor. 1928 Dil Devrimi'nden sonra okuma yazma gelişiyor. Bu arada Mustafa Necati, Doktor Galip ve Saffet Arıkan eğitimde büyük hizmetler yapmaya çalışıyorlar."

“HEDEF SADECE OKUMA YAZMA DEĞİL”

Köy Enstitülerinin özelliğini dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in “Köy Enstitülerinde yapılan eğitim karakter eğitimidir” sözüyle tanımlayan Elibol, “Yani sadece okuma yazma öğretmek için öğretmen yetiştirmiyorlar, aynı zamanda örnek insan yetiştiriyorlar. Köylere giden öğretmenlere at ve at arabası veriyorlar, tohum veriyorlar, köylerdeki hazine arazilerini gösteriyorlar. Köy okuluna giden öğretmenler üretim yapıyor, bağ bahçe oluşturuyor, hayvancılık yapıyorlar. Kadınlara dikiş dikmesini öğretiyorlar. Burada eğitim demek insanın donanımı, hayata hazırlanması demek. Onun için hedef sadece okuma yazma değil. Marangozluktan demirciliğe her türlü zanaat var. Bütün teoriler pratikten doğar. Bizim okullarda arı kovanları da vardı, tavuk kümesleri de vardı. Bununla birlikte bir hayat okuluydu” dedi.

KONYA’DA KÖY ENSTİTÜLERİNİN SON TANIKLARI VE YETİŞTİRDİĞİ İSİMLER

Konya’da Köy Enstitüleri mezunlarından sadece iki kişi kaldığını ifade eden Elibol, “Konya’da Köy Enstitülerinde yetişen; 1949 mezunu yazar Mahmut Makal, dönemin Milli Eğitim Bakanı Mustafa Üstündağ, daha sonra Devlet Bakanı bizim de devre arkadaşımız olan Fikret Ün vardı. Yani Konya hayatına bir ivme kazandırdı, bir yenilik kazandırdı. Şu an Konya'da. Köy Enstitüsü mezunu iki kişi kaldı. Biri 1950 Antalya Aksu Köy Enstitüsü mezunu Kazım Gür, Bir diğeri de 1952 İvriz mezunu emekli Köy Öğretim Müfettişi Ahmet Baş. Bunlar son tanıklardır” şeklinde konuştu.

“KIZ ÇOCUKLARINA YAPILAN AYRIMCILIK BAZI BÖLGELERDE GÖRÜLDÜ“

Elibol, okullara olan bakış açısının bölgeye göre değiştiğini söyleyerek, “Öğretmenler köylere dağıldıkça köylerin bilgisi, görgüsü, okuma yazma oranı hızla yükseliyor. Köylerden mezun olanlar okuyarak memur olmanın yolunda seçti. Ereğli'nin Ayrancı kasabasının Kavuklar köyünde hiç kız, erkek ayrımı olmadı. Okulumuz 1947 yılında açılmıştı 7 yaşına gelen herkes okula kayıt yaptırdı ve ilkokulu bitirdi. Kız çocuklarına yapılan ayrımcılık ise sadece bazı bölgelerde görüldü” dedi.

Kapatılma süreci

Enstitülerin kapanma sürecinin, karşı bir tavırla bazı gerici akımlarla işbirliği yapılarak başlandığını belirten Elibol, 1946'da çok partili düzene geçildikten özellikle feodal düzenin köy ağaları, bu okullarda okuyan öğretmenlerden rahatsız oldular. Bunlardan birisi de Vanlı Kinyas Kartal, (Doğuda bir aşiret ağası), Adnan Menderes'le pazarlık yapıyor, diyor ki ‘Sen bu okulları kapatırsan sana oy veririz, kapatmazsan vermeyiz’,  ‘Benim 206 köyüm var. Buradan 7 köye bu okullardan mezun olan öğretmenler gitti, köylülerin gözünü açtılar ve şimdi bana o köylerden kimse gelmiyor. Şimdi hem bizim köyler hem topraklar ve ağalık da gidecek elimizden’ diyor. Ondan sonra Menderes'le anlaşıyorlar. Menderes'te gelir gelmez yaptığı ilk İlk iş Köy Müşavirliği Yasası'nı iptal etmek oluyor. Zaten 1947 yılında hükümet değişince, ilk işleri İsmet Paşa'ya İsmail Hakkı Tonguç'u ve Hasan Ali Yücel'i görevden aldırmak olmuş. 1947 yılında Köy Enstitülerinin kapanma hikâyesi böyle başlıyor” diye konuştu.

“KÖY ENSTİTÜLERİ KAPANMASAYDI TÜRKİYE BİR JAPONYA OLURDU”

Elibol, enstitülerin kapanmamış olması durumunda üretimin en üst düzeye çıkacağına dikkat çekerek,

“Kapanmasaydı Türkiye'nin her köyünde bacasız bir fabrika olurdu. Üretim en üst düzeyde çıkardı. Her türlü alanda bilgi en üst düzeye çıkardı. Kapanmasaydı Türkiye bir Japonya olurdu. Üretmeyen eğitim boşa giden bir emektir, mutlaka üretim yapılmalıdır. Bugünkü eğitim Sadece bir öğreti. Sınıflara, beton binalara gir, çık. Onun dışında çocuklar meslek edinemiyorlar. Hayatlarını sürdüremiyorlar. İş alanı gelişmedi ve tamamen iş teoriye dayandığı için teori de insanlar için bir öğretidir, bir varsayımdır. Eğer teori işe dönüşmezse orada insanlar yalnız kalırlar, boşlukta kalırlar, işsiz kalırlar” ifadelerine yer verdi.

“KURUCULARINDAN TONGUÇ, KONYA’DA ÖĞRETMENLİK YAPTI”

Elibol, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Köy Enstitüleri kurucularından İsmail Hakkı Tonguç, Konya’da şimdiki Gazi Lisesi’nin bulunduğu Öğretmen Okulu’nda 1925-26 yıllarında resim öğretmenliği yapıyor. Tonguç Konya'da öğretmenlik yaparken 1926 yılında Ankara’ya müze müdürlüğüne gönderiliyor.”

“İNSAN YALNIZCA EĞİTİM FABRİKASINDA ÜRETİLİR”

Elibol, son olarak şunları söyledi: 

“Kendime ait bir teorim var, ‘insan yalnızca eğitim fabrikasında üretilir’ İnsan olmanın en temel unsuru eğitimdir. Bizim eğitimden anladığımız bu. Köy Enstitüleri hakkında geçmişte yapılan haksız ve yersiz suçlamalara karşı şimdi ne kadar verimli olduğunu bugün herkes kabul ediyor. Yeniden programı uygulanabilir mi? Bunun da çalışmalarını yapıyoruz.  Eğitim pratiğe dönüşmediği sürece eğitimden verim alınmaz. En kısa zamanda bütün okullar meslek liselerine dönüşmeli. Biz Türkiye'nin her tarafında, İvrizler Dayanışma ve Haberleşme Derneği Eylül ayında her yıl bir kez Ereğli'de buluşuyoruz. Mayıs-Haziran aylarında da Türkiye'nin herhangi bir bölgesinde bütün İvrizler toplanarak anılarımızı geçmişimizi yaşamaya yaşatmaya çalışıyoruz.” 

ELİBOL’UN EĞİTİM VE YAYIN ÇALIŞMALARI

Öğretmenlik mesleği boyunca Anadolu'nun farklı bölgelerinde görev yapan Elibol, Konya'nın Sarayönü ilçesine bağlı Kurşunlu köyünde 1971 yılında bir halıcılık kooperatifi kurdu. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından görevden uzaklaştırılan öğretmenler arasında yer alan Elibol, “Cumhuriyeti Taçlandıran Kurum Köy Enstitüleri” ,“İvriz Köy Enstitüsü ve Salih Ziya Büyükaksoy Anısına” adlı kitapları yazdı.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *